Toplumsal araştırmaların önemini tam olarak kavrayamamış bir ülke olduğumuz bir gerçektir. Dolayısıyla, toplumsal araştırmaları yapan, bu araştırmalar üzerine kuramlar üretip deneylerde bulunan toplum bilimcilere gerekli desteği ve olanakları sunmamaktayız. Türkiye’de, genellikle, toplum ile ilgili yapılan araştırmalara da bir vatandaşın ulaşması pek kolay değil. Çalışkan araştırmacıların yayınlamış olduğu makaleler ve kitaplar da ne yazık ki günümüz Türk insanının ilgisini pek çekmemektedir. Toplumumuz, sürekli olarak günün koşullarına göre değişik tepkilerde bulunmaktadır. Türkiye’de, bu toplumsal tepkileri yaratacak birçok uyarıcı unsur bulunmaktadır. Ekonomi, siyaset, küreselleşme bu uyarıcı unsurların sadece birkaçını oluşturmaktadır. Halbuki, toplumdaki değişimleri sadece birkaç konu ışığı altında inceleyip yorumlamak yanlış olur. Bu değişimleri oluşturan unsurlar, ancak ve ancak araştırmalar sonucunda belirlenebilir. Toplumsal düzenin oluşturulması bu araştırmaların sonucuna ve bu araştırmaların sonucundan oluşturulacak olan kuramlara bağlıdır. Toplumumuzda düzen oluşturulamaması, ayrılıklara ve bu ayrılıkların sonucu olarak daha büyük kargaşalara neden olacaktır.
Gelelim konumuza… 1980’li yıllarda, James Q. Wilson ve George L. Kelling adlı Amerikalı iki araştırmacı, Suç ve Adalet konusu altında ¨ Kırık Camlar (Broken Windows)¨ başlıklı bir makale yayınladılar. Bu makale, Amerikan suç ve adalet dünyasında geniş yankı uyandırdı. Bu makale üzerine kitaplar yazıldı, kuramlar türetildi, olumlu ya da olumsuz yorumlar yapıldı… Fakat, üzerinde durdukları birkaç konu benim de dikkatimi çekti. Her ne kadar Amerika’nın toplumsal yapısı, Türkiye’nin toplumsal yapısından çok daha farklı olsa da, üzerinde durmuş oldukları birkaç unsurun Türkiye için de geçerli olabileceği düşüncesindeyim. Unutmamak gerekir ki, toplumsal kuramlar oluşturmak çok zordur. İnsanoğlu, belli kalıplara sığdırılamayacak kadar karmaşık bir varlıktır. Suç ve adalet üzerine oluşturulan kuramların her mahallede, her bölgede, her ülkede bir çözüm oluşturmasını beklemek çok hatalı olur. Fakat, daha önce oluşturulan kuramlardan faydalanarak kendi ülkemizdeki suç ve adalet düzenine katkıda bulunabiliriz. Ben de, bu makaleden edindiğim bilgiler üzerine düşünceler türeteceğim:Özellikle de büyük ve göç oranları yüksek şehirlerde, bölgesel yerleşim birimlerinde, mahallelerde, çoğu vatandaş arasında suç mağduru olma korkusu mevcuttur. Bu korkunun tetiklenmesinde, özellikle de basın-yayın kuruluşlarının da etkin bir görev aldığını unutmamak gerekir. Oluşturulan bu korkunun bir yan etkisi de, vatandaşların asayiş düzenine karşı olumsuz bir tepki göstermesidir. Suç oranlarının abartlılı bir şekilde arttığını iddia eden basın yayın kuruluşları, vatandaşların polis teşkilatına olan güvenini kaybetmesine neden olmaktadır. Bunun yanısıra, haberlerde yolsuzluktan yargılanan, yakalanan polislerin bulunması; polis teşkilatının suç oranlarını azaltma yönündeki başarılarının yeteri kadar teşhir edilmemesi ve teşkilatın sürekli olarak eleştirilmesi, toplumun polise karşı bir öngyargı oluşturmasına neden olmaktadır.Öncelikle, polislik kavramının, sadece ¨suça karşı mücadele¨ anlamına gelmediğini, aynı zamanda da ¨toplum içerisinde düzen sağlama¨ niteliğini barındırması gerektiğini unutmamak gerekir. Polislik, sadece suç unsurlarına karşı bir tepki göstermek değil; aynı zamanda da suç unsurlarının oluşmaması için gerekli olan önlemleri almak demektir. Düzen ve huzurun sağlanmasını sadece polisten beklemek çok hatalı olur. Toplumsal düzenin sağlanması, vatandaşların, mahalle sakinlerinin, polis teşkilatı ve yerel devlet kuruluşlarının beraberce çalışması sonucu mümkündür.Bir mahallede, suç unsurlarının oluşmasını engellemek için, öncelikle o mahalleye bakım yapmak gerekmektedir. Amerika’da, toplum bilimcilerin mahallelerdeki suçları tetikleyici etkenler üzerine yapmış oldukları araştırmaların bazıları, mahallelerdeki dış görünüşlerin suç oranlarını doğrudan etkileme olasılığının bulunduğunu ortaya çıkarmıştır.
Kırık Camlar (Broken Windows) makalesinde, birçok toplumsal ruh bilimcinin (sosyal psikologların) bir mahallede kırılan bir camın (bina camı, mağaza camı…) onarılmamasının, başka camların da kırılmasına yol açabileceği konusunda hemfikir olduklarından bahsetmektedir. Mahalelerde, kırık döküklerin fazlalığı, bina ya da mağaza camlarının kırık oluşu, genel olarak bakımsızlık, o mahalleyle kimsenin ilgilenmediği yönünde bir zihniyetin oluşmasına neden olmaktadır. Araştırmalara göre, genel olarak insanlar, bakımsız yerlere zarar vermeye devam ederler. Yaşım daha genç iken, İstanbul’un bazı mahallelerinde meşhur perili köşklerden bulunurdu. Bu terk edilmiş ve harabe durumundaki yapılara mahallenin gençlerinin zarar vermeye devam etmesi bir nevi bu kuramı desteklediği düşüncesindeyim. Kısaca, toplumsal düzenin olmaması, zincirleme sapkınlıkların oluşmasına, mahalleye daha fazla zarar verilmesine neden olmaktadır.Philip Zimbardo, Amerika’da bulunan Stamford Evrenkenti’nde görev yapmış olan bir ruh bilimci (psikolog), 1969 senesinde, Kırık Camlar Kuramı’nı denemek maksadıyla birkaç deney yapmıştır. Amerika’nın iki ayrı şehrinde, değişik yapıya sahip olan iki ayrı mahallesine arabalar yerleştirerek bu kuramın geçerliliğini denemek üzere çalışmalarda bulunmuştur. Öncelikle, New York şehrinin Bronx bölgesine araç plakası bulunmayan, motor kapağı açık bir araç yerleştirmiştir. Yerleştirilen bu aracın durumuyla karşılaştırabilmek amacıyla da, California’da bulunan Palo Alto bölgesine bir başka araç yerleştirmiştir. Araştırmanın yapıldığı senede, Bronx’ta bulunan toplumsal düzensizliğin bir sonucu olarak, ilk on dakika içerisinde ¨terk edilmiş¨ olan bu arabanın tahrip edildiğini gözlemlemiştir. Palo Alto, Bronx şehrine nazaran daha düzenli bir mahalle yapısına sahip olduğundan, ilk bir hafta boyunca arabaya herhangi bir zarar verilmediği gözlemlenmiş ve bir haftanın sonunda, Zimbardo, arabanın camlarını parçalayarak yeni bir oluşumu gözlemlemeyi amaçlamıştır. Zimbardo, kısa bir süre sonra, bu arabanın da Bronx’ta da olduğu gibi, tahribatının başladığını gözlemleyerek ¨Kırık Camlar Kuramı¨nın başarılı bir şekilde denenmiş olduğu kanaatini getirmiştir. Deneyin sonucunda, kırık camların, bakımsızlığın, sapkın davranışları tetiklediği gözlemlenmiştir.
Yazarların dikkatimi çeken bir başka düşünceleri de, mahallelerdeki tahribatın diğer mahalle üyeleri arasında bir eğlenceye dönüşerek zincirleme bir etken oluşturduğu yönündeki izlenimidir. Güncel yaşamlarında suça eğilimi olmayan insanların, mahalle sakinlerinin, bakımsız mahalleler içeresinde, mahalleye zarar verebilecek ruh haline girebilmeleri ise, makalede üzerinde durulan ilginç bir olgudur. Güncel yaşamlarında kurallara uymaya gayret eden, suç işlemeyi aklından bile geçirmeyen insanların tahribata katkıda bulunuyor olmaları, toplumsal düzensizliğin bir sonucu olduğu yönünde yorumlanmaktadır.Yazarlara göre, tahribatın her yerde oluşma olasılığı bulunmaktadır. Toplum içerisindeki var olan kuralların, toplum düzeninin, zarar gördüğü hissedildiğinde ve sonuç olarak uygarlık – uygarlık dışı davranış çizgisinin aşıldığı durumlarda mahalle sakinlerinde uygar bir mahalle sakini olma yükümlülüklerinin azaldığı ve dolayısıyla da umursamaz bir zihniyetinin oluştuğu makalede belirtilmiştir. Başıboş kalmış, umursanmayan (mahalle sakinleri ya da yerel yönetim tarafından) bir mahalle içerisindeki toplumsal denetimlerin de aynı zamamda zarar gördüğü yapılan araştırmaların bir sonucu olarak gözlemlenmiştir. Sağlıklı mahalleler içerisinde yaşayan aileler, yaşadıkları yerleri temiz ve düzenli tutmayı görev bildiklerinden, istenmeyen yabancıların mahalleye zarar vermelerini engelleyici bir denetim görevi üstlendiği görülmektedir. Yaşadığı yerden hoşnut olan insanlar, mahallelerinde oluşabilecek olan sapkın davranışlara karşı tedbir aldığından, istenmeyen yabancılar tarafından kaynaklanabilecek olan gizil zararlara karşı toplumsal bir denetim ağı oluşturmaktadır. Yaşadığı mahallelerden ya da bölgelerden hoşnut olmayan insanlarda ise genel olarak ¨bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın¨ zihniyeti belirgin olduğundan, çevrelerindeki sapkınlıklara karşı umursamaz bir tavır takınmaktadırlar. Çevrelerine zarar veren unsurları görmezden gelmeye çalışarak yaşamlarını sürdürmeye çaba gösterirler. Dolayısıyla, sapkınlık ve suç bir virüs gibi hızla yayılarak toplumsal düzeni alt üst eder. Düzenin sağlanamadığı mahalle ya da bölgelerde, düzensizlikten rahatsız olan bazı kimseler, ellerinden geldiğince bu düzensizliğin giderilmesi için gerekli yerlere şikayette bulunurlar. Gerekli kurumlar, bu düzensizliğin engellenmesi için geçici çözümler üretebilirler.
Örneğin, bölge yaşayanlarını rahatlamak maksadıyla, birkaç tutuklama yaparak toplumun kurum üzerindeki baskısını hafifletmeye çalışabilirler. Fakat, Amerika’da yapılan araştırmalar, bu durumun tek başına yetersiz olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Öncelikle, toplumsal düzen bir tepkime sonucunda değil, toplumsal düzeni bozabilecek unsurlara karşı geleceği düşünerek alınan önlemler neticesiyle sağlanabilir. Mahalle sakinlerine ilişkinlik (aidiyet) duygusunun aşılanmasını sağlayacak bir ortamın yaratılması, mahallelinin çevresine sahip çıkma duygusunun oluşmasına neden olacaktır. Dolayısıyla, mahalle sakinleri, suç ve sapkınlığın oluşmasına karşı kendi kurallarını oluşturacak, bunun sonucunda ise suç oranlarının azalmasına katkıda bulunacak ve dolayısıyla da kurumlar üzerindeki vatandaşın tepkisinin oluşturduğu baskının da azalmasını sağlayarak kurumların daha güdülenmiş ve daha verimli bir biçimde etkinlik göstermesine olanak sağlayacaklardır.Yapılan araştırmalar, hırsız ve kapkaççıların, toplumsal düzeni olmayan mahalle ya da bölgelerde işlemiş oldukları suçların üzerine yakalanma olasılıklarının daha düşük olduğuna inandıklarını belirtmektedir. Umursamaz insanlarla dolu olan yerleşim birimlerinde, sapkınlıklar görmezden gelindiğinden, suçluların kimliğinin belirlenmesi çok zor ya da olanaksızdır. Dolayısıyla, suçlular yasadışı eylemleri için bu bölgeleri tercih etmektedirler. İşlenilen suçlara karşı bir çözüm bulunamaması vatandaşın polise karşı olan güvenini sarsmaktadır. Buna bağlı olarak da, polis de vatandaştan gerekli desteği alamadığı ve sorunlara çözüm üretemediği için de güdülemesi (motivasyonu) olumsuz yönde etkilenmektedir. Çözüm Önerileri Mahalleler arasında, ya da diğer yerleşim birimlerinde polis devriyelerinin araba içerisinde yapılmasından ziyade yürünerek yapılması, polis-vatandaş arasındaki ilişkilerin olumlu bir şekilde pekiştirilmesi yönünde fayda sağlayabilir. Genel olarak araba ile yapılan devriyelerde, vatandaş ve polis arasında araba, bir iletişim engeli oluşturabilir. Halbuki, yürüyerek yapılan devriyelerde, polis ve vatandaş arasında açık bir iletişim ortamının oluşturulması sağlanabilir düşüncesindeyim. Açık iletişim ortamının oluşturulması, vatandaşın rahat bir şekilde kendilerini rahatsız eden durumları dile getirmelerini sağlar. Polis ise, devlet kurumunu ya da devleti temsil ettiğinden, vatandaş bir yetkili tarafından dinlenildiğini görerek önemsendiğini hisseder. Dikkate alındığını hisseden vatandaş, toplumsal düzeni sağlamada devlet kurumlarına yardımcı olabilmek için daha büyük bir çaba harcar. Bu da genel anlamda, mahalle ya da diğer türdeki yerleşim birimlerindeki sapkınlık ve suç unsurlarının tespit edilmesine, olumlu yönde etki eder.Sonuç olarak, şunu belirtmek isterim ki; toplumsal düzenin sağlanmasında ne polis tek başına faaliyet göstererek başarılı olabilir ne de vatandaş. İki tarafın da mutlak bir birliktelik içerisinde hareket etmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla polis teşkilatı üyeleri, suçluları toplumdan uzaklaştırmanın yanısıra, mahalle ya da diğer yerleşim birimlerindeki vatandaşları örgütleyici çalışmalar içerisinde bulunması gerekmektedir. Amerika’da dikkatimi çeken ve başarılı sonuçların elde edilebileceğine inandığım ¨Mahale Gözetimi¨ (Community Watch / Neighborhood Watch) izlenceleri bulunmaktadır. Suç unsurlarının mahallelerinde var olmasını istemeyen vatandaşlar, polis ve toplum bilimcilerin (suç ve adalet uzmanlarının) de desteği ile mahallelerindeki suç unsurlarının yok edilmesine ya da suç unsurlarının oluşmasına sebep olabilecek durumların belirlenmesine ve önlemlerin alınmasına katkıda bulunurlar. Buradan yola çıkarak, mahalle sakinlerinin de ellerini taşın altına sokarak sorumluluk sahibi bireyler haline gelip toplumsal düzenin sağlanmasında devlet kurumlarına destek olması gerektiğine inanıyorum. Sorumluluk sahibi bireylerin ve iyi eğitilmiş polis memurlarının işbirliği ile Türkiye’deki suç oranlarının daha da azaltılabileceği inancındayım. Umursamaz bir zihniyet içerisinde olmak bir mahallenin yanısıra genel anlamda ülkeye de zarar verir. Başı boş kalmış mahallelerden, suç ya da terörist örgütlenmelerinin gelir ve adam gücü elde edebilecekleri olasılığının da bulunduğunu unutmamak gerekir. Özellikle de gençlerimizin bu örgütlenmelerde yok olmalarını engellemek, toplumsal çöküşe karşı bir tepki göstermek için güçlerimizi birleştirerek beraberce hareket etmeli, ¨bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın¨ zihniyetinden vazgeçmeliyiz.Ülkemizdeki gönencin (refahın) korunması için mücadele eden herkese; Emniyet Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına saygı ve esenlik dileklerimle,
Mustafa Kemal’in AskeriSelim SUNGUROĞLUYeniden 1919 Derneği Yönetim Kurulu Üyesi