[ # ] Umutsuzluğa Düşmek
15 Eylül 2009 Gündem

Bir ülkenin gidişatını belirleyen en önemli unsur, o ülkenin insanıdır. Şayet, ülkemizin gelişmesi, varlığını koruyabilmesi ve sürdürebilmesi için gerekli olan düzenin oluşturulmasını istiyorsak öncelikle ülkemizin toplumsal devinimini ve dolayısıyla  ülkemizin insanını tanımlamamız ve araştırmamız gerekmektedir.

Etrafınıza bir bakın, gazete okuyun, radyo dinleyin, haber izleyin… Ülkemizde kültürel yozlaşma, çekirdek ve geniş ailenin yıkıma uğraması, dinin yanlış yorumlanmasından kaynaklanan tepkiler vb. her türlü olumsuzluk günlük yaşantımızda yerini almaktadır. Toplumsal çöküş aynı zamanda da ekonomik buhranlarla harmanlanarak değişik boyutlar kazanmaktadır. Ekonomik buhran, aileler arasındaki iletişimin, huzurun vb. ailevi devinimlerinin zarar görmesine neden olmaktadır.

Gelelim üzerinde asıl durmak istediğim konuya; ¨umut¨. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Türkiye’deki insanların da, yaşamları boyunca kendileri için belirlemiş oldukları, ulaşmak istedikleri birtakım yaşam koşulları vardır. Birey, belirli bir seviyede veya en azından huzur içerisinde yaşamayı umut eder. Güzel ve huzurlu bir ailenin varlığı, ailenin geçimini sağlayacak miktarda para, eğitim ve sağlık olanakları, siyasi istikrar, vatandaşı olduğu ülkenin bir parçası olmaktan ötürü gururlu olma arzusu gibi bir takım unsurlar, birçok bireyin yaşantısı içerisinde tecrübe etmeyi umut ettikleri duygulardan bazılarıdır. Günümüz Türkiyesi’ndeki, toplumsal huzursuzlukların bazılarını aşağıda inceledim ve yorumladım:

Yüce Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra, herhangi bir zamanda, siyasi istikrarın sağlanmış olduğunu söylemek hatalı olur. Ekonomik çöküntüler, Mustafa Kemal ile başlayan üretici ruhun yerini tembel ruhun alması, darbeler, darbemsi gelişmeler, yozlaşma, ulusal güvenlik çatlakları… derken, birçok alandan darbe yemiş bir ülkenin vatandaşı olduğumuzu söylemek pek de hatalı olmaz. Sağ-sol ayırımları, dinci-dindar-Fetullahçı-Şucu-Bucu; Kürt, Ermeni, Arnavut, Çerkez, Laz, Türk… ayırımları; özellikle de bazı vatandaş kitlelerinin ¨sorun¨ olarak tanımlanması, ulusal bütünlüğün parçalanması yönünde atılan adımlardan sadece birkaçıdır. Bir Kürt kökenli vatandaşın, kendisini bir sorun olarak tanımlayan bir devletten yardım beklemesi pek de olası bir davranış biçimi değildir. Bu gibi nedenlerden ötürü, Türkiye Cumhuriyeti’nde huzur içerisinde yaşama umudunun olabileceğini zannetmiyorum. Toplumsal birliğin sağlanabilmesi için, ortak ülkülerin belirlenmesi gerekmektedir.    Umut Arayışının Sapkınlaşması:

Ekonomik buhranlar, savaş vb. ağır koşullar, insanların inancı üzerinde de belirli değişikliklere neden olmaktadır. Örneğin, Amerika’daki CNN, NBC ve benzeri basın kuruluşlarının haberlerini takip ederken, Amerikan halkının ekonomik buhranın artmasının bir neticesi olarak manevi bakımdan ayakta kalabilmek ve gelecekten olumlu birtakım beklentiler içerisine girebilmek için Kiliseleri doldurmaya başladıklarından bahsedildiğine tanık oldum. Yani, ekonomik buhranın bir neticesi olarak, evini, parasını kaybetmiş ya da bu kaynaklarını kaybetmek üzere olan bu insanlar, kiliseleri (ve benzeri tapınakları) doldurmaya başlayarak din görevlilerinin ilgisini çekmiştir. Bu durumu Türkiye ile karşılaştırdığımızda, siyasi ve toplumsal koşullardan herhangi bir fayda göremeyen ve özellikle de sürekli baskı altında kalan insanların da umudu benzer ya da değişik yerlerde aradığını görebiliyoruz. Din üzerinden umut arama, Amerika’da olduğu gibi Türkiye’de de yaygın bir toplumsal davranıştır. Bazı toplumsal devinimlerin yanısıra, toplumumuzun birçok konuda olduğu gibi ¨ya ifrat; ya tefrit¨ sözü düsturunca, birtakım abartılı inançlara sapmış olduğunu gözlemleyebiliriz. Örneğin; televizyon haberlerinde; genç, çocuk ve yaşlı bayanların, ağaçlara, mezarlıklara vs. koca, zengin koca bulabilmeleri için çaput, fiyonk vb. nesneleri bağladığını sizler de izlemişsinizdir. Bunun yanısıra, eşit olanaklar sunmayan Türk eğitim düzeninin bir neticesi olarak, Allah’ı bir kenara bırakın, ölülerden, ölülerin mezarlıklarından umut bekleyen insanlara da mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Dini konulardaki eğitimsizlik, İslam dininin yanlış bir biçimde topluma yansıtılması, umutsuzluk gibi kavramlar insanların hurafelere yönelmesine neden olmaktadır. Bu gibi durumlar da, kişisel gelişimi ve çağdaşlaşmayı engelleyici bir unsur oluşturmaktadır.Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişine baktığınızda, birtakım ülkülere ulaşabilmek için vatandaşların dini duygularından faydalanılarak birçok kez toplumsal kargaşaların kasıtlı bir biçimde oluşturulmuş olduğu gözlemlenmektedir. Cumhuriyet’in kuruluşundan önceki devirlerde de benzeri durumlar görülmüştür ki, uzatmamak için yakın tarihimize odaklanıyorum. Osmanlı İmparatorluğu’nun kalıntılarından yeniden doğan Türk Milleti, geçmişini bilmemesinden ötürü, geçmişteki hatalarını Cumhuriyet dönemi içerisinde de yaparak Türkiye Cumhuriyeti’ni günümüz kargaşası içerisine sokmuş bulunmaktadır. Din, Türk Milleti’ni birçok zaferlere sürükleyen güdüleyici bir etken olduğu halde; aynı zamanda da birçok sıkıntılara yol açan bir kavram olmuştur. Hatta, bu durum öyle sonuçlar doğurmuştur ki, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları dış etkenlerin etkisinde kalarak, kendi insanına karşı kanlı bıçaklı olmuş ve diğer ülkelerin Türkiye üzerindeki izlemlerini gerçekleştirmelerinde ister istemez görev almışlardır. Ulus olarak, basmakalıp düşünceleri, körü körüne bağlanma duygusunu aşamadığımız; araştırma ve geliştirme yeteneğini kazanamadığımız taktirde,  ¨komşusu açken karnı tok olan, bizden değildir¨ emrini verip insanoğlunu iyiliğe yöneltmeye çalışan bir dini bizler ¨Başı açık olan kadın kafirdir, katli vaciptir¨ şeklinde, dinden uzak bir biçimde yorumlamaya devam ederek toplumsal çöküşe neden olacak ve aynı zamanda da uygarlık dışı bir ülkenin oluşturulmasında etkin bir görev almış olacağız.  Sonuç:

Ne yazık ki, ülkemizde ağzına her ¨Allah¨ sözcüğünü alıp, dinin insanlar üzerindeki etkisini kötüye kullanan bireyler söz sahibi, güç sahibi olabiliyor; ülkeyi ve ulusu dolandırabiliyorken; kendi dinini kendi içinde yaşayan, Türkiye’ye saf bir aşk duygusu besleyerek karşılık beklemeden hizmet sevdasıyla yanıp tutuşanlar cezalandırılmaktadır. Bakınız, Türkiye’yi ayırıma sokan başlıca iki etken din ve budunsal kimlik saçmalığıdır. Türkiye Cumhuriyeti olarak dünya üzerindeki konumumuzu güçlendirerek varlığımızı sürdürebilmek, Osmanlı İmparatorluğu gibi tarih sayfalarında kalmamak için, ¨Farklılıklarımızı bir kenara bırakıp, ülkemize sahip çıkmamız¨ gerekmektedir. Çağdışı ayırımlardan vazgeçerek, ortak ülküler ve duygularla tembellikten ve eğitimsizlikten uzak; çalışkan ve değerlerine sahip çıkan bireyler konumuna yükselmemiz gerekmektedir. Bir toplumun, en önemli yapı taşının aile olduğunu unutmamamız gerekmektedir. Dolayısıyla, toplumsal kargaşanın ve toplumsal çöküşün engellenebilmesi için ailevi değerlerin ve bağların korunması gerekmektedir. Bunun için de toplumumuzun eğitilmesi şarttır. Türkiye Cumhuriyeti, özellikle de Yüce Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra, umutsuzluk buhranlarıyla mücadele etmiştir. İkinci Dünya Savaşı, darbeler, siyasi, dini ve budunsal ayırımlar derken, bu gelişmeler, gelecekten pek bir beklentisi olmayan insanların yetişmesine neden olmuştur. Açlık, huzursuzluk, eğitimsizlik, olanaksızlık vb. olumsuz durumlar, insanları dinin yanısıra tarikatlere vb. dinle alakası olmayan kurum ve kuruluşlara yöneltmiştir. Bu kurum ve kuruluşlar; tarikatler, her daim dış güçlerin himayesinde olup, Türkiye Cumhuriyeti içerisinde huzursuzluk, ayrılık ve kargaşa çıkarmak üzere kötü emellere alet olmuşlardır. Bu kurumlar, bazı insanların saf tapınma duygularından istifade ederek beyinleri yıkamış; körü körüne ve İslam dinine aykırı bir biçimde, aşırıya kaçan bir tapınmaya yönelterek beyinleri öldürmüş ve insanları koyunlaştırmıştır. Bu koyunlaşma süreci, insanları uygarlıktan uzaklaştırmış ve aynı zamanda da ¨hak arama¨ duygularını körelterek, ¨ne gelirse Allah’tan gelir, yapacak bir şey yok¨ düşüncesinin benimsenmesine neden olmuştur.Birtakım tehlikeleri farkında olan gerçek aydın kesimin, hukuksal alanda, vatandaşlık haklarını en verimli şekilde kullanarak haklarını aramaları ve aynı zamanda da diğer insanları eğitmeleri gerekmektedir. Sonuçta, hükümetler de insanlardan oluşmaktadır, bunu unutmamamız gerekir. Seçim sonucunda başan gelen bu insanların kaderimizi gelişi güzel tayin etmelerine izin vermemeli, teslimiyetçi olmamalıyız. Var olan durum, geleceğimizi tehlikeye sokuyorsa, sürekli olarak şikayet edip suçu başkalarına atmak yerine dizginleri elimize alıp, ülkemizin geleceğini kendimizin belirlemesi gerekmektedir. Kendi alın terimizle, emeğimizle yönettiğimiz ve sahip çıktığımız bir ülkede, durum ne olursa olsun her zaman umut vardır.   Saygılarımla, 
Mustafa Kemal’in Askeri

Selim SUNGUROĞLU  Yeniden 1919 Derneği Yönetim Kurulu Üyesi





Yeniden 1919 Derneği Hakkında

Yeniden 1919’un temel amacı; Atatürk ilkelerine, ulusal değerlere ve demokratik cumhuriyete bağlı herkesi, siyasi görüş, köken, inanış, sosyal ve ekonomik durum ayrımı yapmaksızın bir çatı altında toplamak birlikte hareket etmelerini sağlamaktır.

devamı >>>

 

Bize Destek Olun
İş Bankası YTL Hesabı
Altıyol Şubesi
Şube Kodu: 1077
Hesap No: 0454782