24 Şubat 2009’da, CNN adlı haber kanalında, Amerikan Başkanı Barack Obama’nın, Amerikan Meclisi’ne seslenişini seyrettim. Bu toplanmada Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, dikkatlice başkanlarını dinleyerek olumlu ya da olumsuz tepkilerini alkışlayarak, ayağa kalkarak ya da tam tersine davranışlarda bulunarak gösterdiler. İşin ilginç yönü neydi biliyor musunuz? Obama’nın konuşmasının çok büyük bir bölümünü hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar beraberce ayakta alkışladılar.
Öncelikle, hem Amerikan Meclisi hem de Amerikan başkanı, Amerika’da bir sorunun olduğunu kabul ediyorlar. Meclis üyeleri, iki farklı siyasi oluşumun (demokratlar ve cumhuriyetçilerin) kafa kafaya vererek bu sorunların üstesinden gelinmesi gerektiğini anlamış durumdalar. Bu konuyu bir de Türkiye açısından incelemeye kalkışmak gerçekten de çok üzücü sonuçları ortaya çıkaracaktır. AKP’nin, CHP’nin ve MHP’nin bir araya gelerek, kavga etmeden, çocukluk yapmadan, Türkiye’nin bu sıkıntılı zamanlarında çözüm üretebileceklerini hayal edebiliyor musunuz? Ben şahsen edemiyorum. Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli, büyük bedenleri içerisinde zihinsel olarak büyümemiş çocuklar gibiler. Aileler yıkılıyor, işsizlik artıyor, her türlü suç oranı artıyor, eğitim düzeni, sağlık düzeni yıkılmaktan da öte; ama hala “Sen şöylesin, sen böylesin.
Artık farklılıkları bir kenera bırakıp, ülkemize sahip çıkma zamanı gelmedi mi? Türkiye’nin daha hangi duruma düşmesi lazım ki, kafa kafaya vererek çözüm arayışına girelim?
Ekonomi ve Yeşil Hareketlenme:
Obama’nın konuşmasını izlerken, gerçekten de tüylerim diken diken oldu. Yapmış olduğu konuşma umut doluydu. Öncelikle, konuşmasının önemli bir kısmını ekonomiye ayırdı. Ekonomik sorunların yaşandığını ve en kısa zamanda buna karşı çözüm üretilmesi gerektiğini belirtti. Kendi kuruluyla beraber ortaya çıkarmış olduğu ekonomiyi uyarıcı (stimulus) düzenini herkesin anlayacağı bir şekilde anlattı. Uyarıcı düzen ile Amerikan ekonomisini yeniden harekete geçirmeyi amaçladıklarını söyledi. Benim en çok hoşuma giden düşüncesi şu oldu:
“Uyarıcı düzen ile yapmış olduğumuz her türlü harcamayı şeffaflık düzeni içerisinde Amerikan Vatandaşları takip edebilecektir.”
Bu uyarıcı düzen, Amerikalıların ödemiş olduğu vergilerin bir kısmından oluşuyor. Haliyle, bu sıkıntılı dönemler içerisinde bile vergi ödeyen vatandaşların, vergilerinin nereye gittiğini görme haklarının olması gerçekten de çok güzel bir şey. Devlet ile vatandaş arasında güven ortamını oluşturacak bir düşünce.
Uyarıcı düzenin yanı sıra, Amerikan Devleti’nin savaş dair yapmış olduğu harcamaların hepsi ülkenin vatandaşları tarafından takip edilebilecek. Ben bu düşüncenin, Türkiye’de de uygulanması taraftayım. Bizim ödediğimiz vergiler nereye gidiyor? Başbakanın ve Cumhurbaşkanın gezilerine ne kadar harcanıyor? Sonuç olarak, Türkiye’de vergilendirme düzeni yok; adeta bir haraç düzeni var. Birçok insan, güç bela kazandığı paranın çok büyük bir kısmını vergi olarak devletine ödüyor. Peki devlet bu parayla ne yapıyor? Vatandaş sorduğunda “Paramız yok” diyen bir belediye, nasıl oluyor da kalkıp dünya kadar kömür, beyaz eşya vs. dağıtabiliyor? Bazı kurumlara, kişilere verilen araçların maliyeti nedir? Bu aracı kullanan kişilerin bu araç için harcaması nedir? Ben, bunları senelerdir merak ediyorum. Hükümet, yalandan bazı harcama açıklamaları yapıyor; ama ben bunlara inanmıyorum.
Gelişinin ilk ayları içerisinde, Cumhurbaşkanlığı köşkü içerisinde Gül ailesinin yapmış olduğu harcamaları bazı köşe yazarları yazmıştı. İnanılacak gibi değil. Peki, benim anlamadığım, bunca çile ve sıkıntı içerisinde, halkın açlıktan ağzı kokarken, hükümet üyeleri nasıl oluyor da zenginlik ve keyif içerisinde yaşayabiliyor? Bu da aklınızda bir soru işareti olarak yerini korusun.
Obama’nın amaçlarından bir tanesi de, Amerikan halkının kaybolmaya yüz tutmuş olan vatandaşlık duygusunu yeniden canlandırmak. Hükümet olarak yapılacak yatırımların, genel olarak vatandaşa olumlu etki yapması amaçlanıyor.
Şu anda Amerika’da en çok konuşulan konulardan biri, büyük şirketlerin başlarındaki insanların yapmış olduğu harcamalar. Örneğin; bir araba üretim şirketinin patronu, birkaç ay öncesinde Amerikan hükümetinin parasal uyarıcı düzeninden faydalanabilmek için başvurmuştu. Yetkilileri bunu kabul etmeyerek şöyle buyurmuşlardı: “Siz, buraya son model uçağınızla geldiniz, son model arabalara biniyorsunuz; sonra da kalkıp parasal destek istiyorsunuz?”
Amerika’da birçok şirket battı. Bunların yanı sıra, bilinen birçok banka ve yatırım şirketleri sıkıntıya girdi. Gazetecilerin yapmış olduğu araştırmalar, şirket yetkililerinin yapmış olduğu harcamaları göstererek, toplumun bilinçlenmesine yardımcı oluyordu. Şirket başlarının yapmış olduğu harcamalar milyonlarca dolar. Halk gibi Obama da kendisine milyonlarca dolarlık bütçe ayıran bir şirket patronunun, kalkıp da binlerce işçiyi işinden etmesine bir türlü anlam veremiyor.
Obama, aynı zamanda da ithalat yapmak yerine üretim yapılmasından yana. Almış olduğu bir malda Kore’de üretilmiş ve bu ve benzeri durumlarla karşılaşmak istemediğini belirtiyor. Suç ve adalet dersinde, bize demokratların ve cumhuriyetçilerin, toplumsal yapıya ve aynı zamanda da suç oranlarına etkisinden bahsedilmişti. Buradan edindiğim bilgiden anladığım kadarıyla demokratlar ve cumhuriyetçiler arasında şöyle bir fark var; demokratlar, büyük şirketlere ve zengin insanlara vergi artırımı yaptırılmasından yana. Böylelikle, daha alt kademedeki vatandaşa vergi indirimi yapılarak daha rahat bir şekilde yaşamlarını sürdürebileceklerine inanıyorlar. Buna ters olarak, cumhuriyetçiler, büyük şirketlere vergi indirimi yapılmasından yana. Böylelikle, bu şirketler daha çok büyüyüp, işçi alıp genel olarak Amerikan ekonomisine daha çok fayda sağlayacağına inanıyorlar. Obama da genel olarak “demokrat” düşüncesi ışığı altında, büyük (zengin) şirketlerden daha çok vergi alınması gerektiğini savunuyor. Böylelikle, vatandaşlardan daha az vergi kesilmesi amaçlanıyor. Bu da, işleri kötü giden, işsiz kalan vb. sıkıntılar çeken halkın alım gücünü arttıracağı düşüncesini içeriyor. Obama, vatandaşlara uygulanan vergilendirme düzeninin değişeceğini ve özellikle de bu seneden itibaren vatandaşlara daha çok vergi geri dönüşü yapılacağını belirtti. Bu da, parasal uyarıcı düzeninin bir uygulaması olsa gerek.
Obama, konuşmasında en çok büyük şirketlere karşı cümleler kurdu. Yeni vergilendirme düzenini de şu şekilde savundu: “Bizler neden, yöneticilerinin kendilerine milyonlarca dolar ayırdığı, işlerini yabancı ülkelere taşıyarak insanlarımızı işsiz bırakan şirketlere vergi indirimi yapalım?” benzerinde bir cümle kurarak, büyük şirketlere daha çok vergi kesilmesini ve sonuç olarak vatandaşların korunması düşüncesini belirtti. Bu vergilendirme reformlarının sonucunda amaçlarının, küçük esnafı kuvvetlendirmek ve daha fazla işyerinin açılmasını sağlamak olduğu anlıyorum.
Yapılacak parasal uyarıcı düzenle, şirketlerin işçi çıkarımlarını azaltmayı hedefledikleri belirtildi. Hatta, bir eyaletteki birçok işçinin, bu uyarıcı düzen sayesinde 24 Şubat Günü hala işlerinde olduğu örnek gösterildi. Obama, bu yatırımın yeterli olmadığını ve işsizliğin diğer nedenleri üzerine araştırmalar yapılacağını ve en kısa zamanda çözüm bulmayı hedeflediklerini belirtti.
Ekonomik konuşmalarının içerisinde, en önemli bölümlerinden bir tanesi de “kredi işlemleri” oldu. Gerek şirketlerin, gerekse Amerikan halkının yapmış olduğu birçok alım-satım işleminde kredi düzeni kullanılmaktadır. Örneğin, çoğu Amerikalı, yeni araba alacağı zaman, banka kredisi yoluyla gerekli işlemini gerçekleştirir. Zaten, şimdiki en önemli sorunlardan bir tanesi de bu. Geçmişte, verilen gelişi güzel krediler, şimdi Amerikan ekonomisinde büyük sıkıntı yaratıyor. İşsiz kalan Amerikan vatandaşları, evinin ya da arabasının kredisini ödeyemediği ve “iflas bildirimi” yaptıkları için bankalar inanılmaz derecede zarar gördü. Amerikalılar, evlerini tutulu satış (mortgage) yöntemiyle aldıklarından, işsiz ya da ekonomik sıkıntıya maruz kaldıkları için gerekli ödemeleri yapamıyorlar. Bankanın el koyduğu evler de değerini yitirdiğinden, bankalar sürekli olarak zarar ediyor. Şu anda, kredi verimi azaldı, dolayısıyla vatandaş istediği şeyleri alamıyor. Obama ise buna karşı olarak, bankaların da parasal uyarıcı düzenden yararlanacağını söyledi. Bunun sonucu olarak, bankalar kredi vermeye devam edebilecek, Amerikan halkının alım gücü artacak.
Yalnız, Obama bankalara da kızgın. Yapacakları her harcamanın bildirimini alacaklarını belirtti. Bankaların, gelişi güzel, kendi menfaatleri için harcama yapamayacaklarını kaydetti. Ayrıca Obama, Bankaların batmaması için gerekli yardımın yapılacağını; ama denetimin de arttırılacağını belirterek halkı rahatlatma ve güven sağlama gayretleri içerisinde bulundu.
Yeşil Güç ve Yeşil Üretim:
Konuşma sırasında, en çok hoşuma giden bölümlerden bir tanesi de bu konu. Amerikan hükümeti, kendi ülkesine yatırım yapacak. Yatırım alanları ise “yeşil güç ve yeşil üretim.” Obama, bu üretime destek vererek iş olanakları yaratılacağını belirtti. Bu üretimin bir milyona aşkın insana iş olanağı sunacağını kaydetti. Bunun yanı sıra, yeşil güce yatırım yapılarak, dış ülkelere olan bağımlılığın azaltılacağını ve Amerika’nın kendi kendine yeten bir ülke hale getirileceğini umut ediyor Obama. Kendisini dinlediğim kadarıyla, inanılmaz derecede çevreye önem veren bir insan. Yapacağı yatırımlarla, Amerikan halkına daha iyi bir yaşam sunacağına inanıyor. Obama, Yeşil hayat düzenine yatırım yaparak, daha temiz gücün elde edileceğini belirtiyor. Obama, her türlü gayretlerinin en büyük nedenini “gelecek nesillere daha güzel bir Amerika bırakmak” olduğunu vurguladı.
Sosyal Güvenlik ve Sağlık Sigortası
Amerikalıların en büyük sıkıntılarından iki tanesi Sosyal Güvenlik ve Sağlık Sigortası kavramlarıdır. Amerika içerisinde, sağlık kuruluşları çok pahalıya hizmet vermektedir. Birçok insan da, kendi başına bu masrafların altından kalkamamaktadır. Sigorta olanağı sunan şirketlerde çalışanlar, sağlık sıkıntılarını biraz daha rahatça giderebilmektedir. Oysa işsiz olan ya da sağlık sigortası olmayan birçok insan bulunmaktadır.
Obama’nın meclise seslenmesinden önce, yine CNN’de bir konu dinlemiştim. Anlatıcı şöyle dedi; “Birçok insan sağlık sigortası alamıyor. Dolayısıyla, hastalandıklarında, doktora gitmek yerine kendilerini acil duruma yatırıyorlar. Böylelikle, hastanenin masrafları artıyor, bu sigorta ve sosyal güvenlik alımını daha çok zorlaştırıyor.” Öncelikle, şunu da belirtmekte fayda var; Amerika’daki birçok hastane ya da özel doktor, sigortası olmayan hastaları “çok acil bir durumu” olmadığı sürece kabul etmiyor. Bu yüzden, bu insanlar doktora gitmektense kendilerini kabul edecek olan “acil durum” bölümüne gidiyorlar. Bu sıkıntıların bir sonucu olarak, Obama, her Amerikan vatandaşının sağlık sigortası alabilmesi için yatırım yapacaklarını belirtti.
Türkiye’de de birçok kez sözde “Sosyal Güvenlik Reformu” yapıldı. Ne yazık ki hala bir sorun olduğu düzgün bir şekilde işlemediği kabul edilmediği için, konu üzerine beyin fırtınası yapılarak sonuç üretilmiyor. Dolayısıyla, her yapılan bilinçsiz reform, Türk ekonomisine zarar veriyor. Obama’nın sorunları çözmek için olan azmini kıskanmamak elde değil. “Ah keşke…” demeden edemiyor insan.
Eğitim:
Obama’nın en çok alkış alan konuşmalarından bir tanesi de eğitim üzerineydi. Amerika’daki eğitim düzeninin gelişmesi ve her Amerikan vatandaşının hakkettiği eğitimi alabilmeleri için çalışmalar yaptıkları belirtildi. Aynı zamanda da okul koşullarının düzeltilmesi için gerekli yatırımların yapılacağı da kaydedildi. Başkan, ülkesindeki üniversite mezuniyet oranlarının yeteri kadar fazla olmadığını ve Amerika’nın çağdaş ülkelerden geriye kalmaması gerektiğini belirtti. Yapacakları yatırımlar ve vergi indirimleriyle, Amerikan halkının eğitim tutarlarını daha rahat karşılayabileceklerini belirtti. Obama, ülkesindeki üniversite mezunlarının artması gerektiğini ve bunun bir vatandaşlık görevi olduğunu kaydetti. Aynı zamanda da, başkan, Amerika’nın bu sıkıntılardan tek başına kurtulamayacağını, kurtulana kadar birçok sıkıntı çekileceğini ve her Amerikan vatandaşını göreve davet ettiğini kaydetti. Hatta kendi eyaletlerinde ülkesi için çalışmalar yapmak isteyen insanlara üniversite okuyabilmeleri için burs vereceklerini de kaydetti.
Terörizm, Savaş ve Dış İlişkiler:
Başkan Obama’nın terör üzerine de güzel düşünceleri vardı. Şu anda Amerika’nın dünya ülkeleri içerisinde sevilmeyen bir ülke olduğunu kaydetti. Amerika’nın amaçlarını, insanların haklarını çiğneyerek, tehdit ederek yerine getiremeyeceğini; buna karşılık olarak Dünya ülkeleriyle el ele vererek terör sorunundan kurtulabilineceğinden bahsetti.
Amerika’nın, en kısa zamanda itibarının düzeltilmesi gerektiğinden bahsedildi. Dost ülkelerle, bağların kuvvetlendirilmesi gerektiğinden söz edildi. Yine de, Amerikan halkına zarar verebilecek, ülkeyi tehdit eden her türlü terör oluşumunu yok edeceklerine dair söz verildi. Konuşmanın en ilginç taraflarından bir tanesi de, Obama’nın Guntanamo’daki yasadışı hapishaneyi kapatacakları duyurusu oldu. Obama, her ne olursa olsun, insanların eşit bir şekilde, insanca yargılanması gerektiğini belirtti.
Amerikan Askerleri:
Genellikle Amerika’da, askere pek kıymet verilmez. Türkiye’de, bir şehit verdik mi, tüm Türkiye yasa boğulur; Amerika’da ise ateş, genellikle düştüğü yeri yakar. Haberlerde, Amerikan askerlerinin kaybından bahsedilir; ama yine de gerçekler belirtilmez. Bunun nedeni de, Amerikan halkının “teröristlere” karşı olan savaşa destek vermelerini sürdürmek içindir. Obama’nın üzerinde durduğu bir konu da buydu. Başkan, savaşın her türlü kaybının, Amerikan vatandaşlarından daha fazla saklanmayacağını belirtti. Amerikan halkının vergilerinin nereye gittiğini görmeleri gerektiğini kaydetti.
Sonuç:
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, gerek iç gerekse dış siyasette her durumdaki beceriksizlikleri aşikardır. Dünyada, ekonomik olarak bir buhran söz konusudur. Aklı başında bütün ülkeler, daha buhran başlarken çözüm arayışlarına girmiştir. Bizde, ekonomik buhran, birkaç seviye yükselmişken bile, başbakan bu buhranın bizi teğet geçtiğini iddia etmişti. Her türlü işsizlik artışına rağmen, krizin inişe geçtiği yönünde açıklamalar yapılmıştı. Türkiye’de, binlerce iş yeri kapandı. Yine aynı şekilde, binlerce insan işsiz kaldı. Bunca sıkıntıya rağmen, bizim meclisimizde hala anlamsız konuşmalar, sataşmalar, kavgalar devam ediyor.
Öncelikle zihinsel olarak büyümemiz lazım. Vatandaşın emanet ettiği ülkenin güzel bir şekilde yönetilebilmesi için, tarafların oturup çözüm üretmesi lazım. Vatandaşlar, gençler, yaşlılar; herkes umutsuz. Başbakan, boş yere nutuk atıyor, vatandaşına gerçek umutlar vermesi lazım. Baykal ve Bahçeli içinde bu geçerli. Türkiye’de, başa gelen herkes, gücün tadına vardıktan sonra, koltuktan inmek istemiyor. Koltuk üstünde kalmak için harcadıkları çaba, ülkeye zarar verse de, onlar bu karanlık ülkülerinden asla vazgeçmek istemiyorlar.
Türkiye’nin kalbi şu anda yerel seçimler için atıyor. AKP, ele geçirme siyasetini büyük bir kuvvetle sürdürüyor. Seçim pahasına yapılan harcamaların haddi hesabı yok. Olan, yine vatandaşa oluyor. Bu seçim yarışması esnasında, akla hayale sığmayacak yolsuzluk dosyaları meydana çıkıyor. “Yetimin hakkını yiyenlerin tepesine üşüşeceğiz.” diyen bir başbakan nasıl oluyor da dünyanın en zengin devlet yöneticileri arasında yer alıyor? Nasıl oluyor da, AKP örgütü içerisinde yer alan ve belli başlı yerlere getirilen herkes, zenginliğine zenginlik katıyor? Hazineye ait araziler, nasıl oluyor da bir gecede AKP yandaşlarına verilebiliyor? Bir başbakan, oğluna gemi aldıktan sonra, doğan tepkilere karşı nasıl oluyor da “gemicik” şeklinde vatandaşla dalga geçebiliyor? İşte bu sorular, vatandaşın bakış açısını değiştirmesi gerekiyorken ne yazık ki hiçbir etki yaratmıyor.
AKP, bünyesinde barındırdığı toplum ve ruh bilimcilerin sayesinde, nerede ne yapacağını çok iyi biliyor. Birçok vatandaş, Türkiye’nin dış siyasette çok etkisiz kaldığını belirtiyordu. Bunun üzerine, Tayyip Erdoğan, Avrupa kamuoyu önünde Filistin’i savunup İsrail’i yerden yere vurmaya çalışarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından olumlu not aldı. Hele ki, Erdoğan’ın sözünü kesmek için yapılan çabalara karşı, başbakan yine “hakkı yenmiş; fakat gururlu” maskesini takarak gönüllerde sahte bir taht kurdu. Başta Araplar olmak üzere dünyanın her yanından destek aldı. Halkımız bu göz boyama karşısında AKP’li adaylara gerekli desteği sağlayacaklarını sessiz bir şekilde ifade ettiler. Cemaatler AKP’yi işaret ettiler. Bu yüzden, her zamanki gibi AKP kendinden emin.
Amerikalı olmadığım halde, Başkan Obama’ya saygım gerçekten çok büyük. Kendisi, önderlik tanımlarına uyan bir başkan. Bunu, halkını güdüleyerek, onlara olanak sunmaya çalışarak, çözüm üreterek ve halkın da kendi ülkeleri için yetkilendirilmesi gerektiğine inanarak kanıtlıyor. Buradan izlediğim kadarıyla, Obama ve ekibi sürekli olarak çalışıyor. Bir sorunun varlığından haberdar olduklarını ve halkın da desteğiyle çözüm ürettiklerini belirtiyor. Halkın, kendi ülkesine sahip çıkması gerektiğine inanıyor. Sonuç olarak, yapmış olduğu konuşmalar, ani değişikliklere neden olmasa da, halk içerisinde bir hareketlenmeye neden oluyor.
Bizim ülkemizde, koltuk delisi çobanlarımız halkın kati suretle devlet işlerine karışmasını istemiyor. Bunu da “Ergenekon” gibi ürkütücü bir oluşumla korku salarak başarıyor. İnsanlara verilen herhangi bir umut yok. Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmazmış atasözünü desteklercesine, milletimiz nereye gittiğini bilmeden yaşayarak, bu kötü düzen içerisinde kendilerini kaybediverebiliyorlar. Umutsuz bir toplumda suç oranlarının artması da çok doğal. Yasal yollarla para kazanamayan, T.V.’deki insanlara imrenen umutsuz vatandaş, geçim kaynaklarını yasadışı yollardan elde etmeye çabalıyor. İşte bu yüzdendir ki, Türkiye’de suç oranlarında artış gözlenmektedir. İşin üzücü tarafı, ekonomik buhran, aynı zamanda da toplumsal çözülmeye ve toplumsal değerlerin yitirilmesine neden oluyor. Artan suçlar arasında tecavüz, çocuklara karşı cinsel istismar bulunmaktadır. Dışarıdan bakıldığında, bunca kargaşa ve insaniyetten uzak davranışlar ne yazık ki, baştakiler olmak üzere birçok yerel ve uluslararası güçlerin de işine gelmektedir. Bilinçsiz ve ülküsüz toplumumuz da, bu oyunların bir parçası olarak bu hengâme içerisinde kaybolup gitmektedir.
Amerika’nın şu andaki sıkıntılı hali, değişik kutuplarda bulunan insanların birleşmesine neden olmuştur. Şeffaflık siyaseti içerisinde, bir çocuğun anlayabileceği dilde, Amerika’nın ve dünyanın sorunları Başkan Obama ve ekibi tarafından her fırsatta açıklanmaktadır. Yapılacak olan harcamaların nedenleri ve sonuçları sürekli olarak belirtilmektedir. Paranın ne yönde harcanacağı, kamunun bilgisine sunulmuştur. İşte, çağdaş ve bilinçli memleket farkı.
Türkiye’de, her kafadan bir ses çıktığı halde, somut bir çözüm yok. Siyasetçilerin en büyük ülküsü, sorun çözmek değil, koltuklarında kalmak, çalıp çırpmak ve rahat bir yaşam sürmek halkı kandırmaktır.
Ülkemizdeki esnafların ekonomiye sağladıkları yarar aşikardır. Bizim hükümetimizin ekonomik siyaseti, esnafı ve diğer şirket birimlerini öldürmektedir. Kömür ve beyaz eşyaya yatırım yapmaktansa, vatandaşa yatırım yapılmalıdır. İnsanların iş kurmaları, alım güçlerini arttırmaları için mücadele edilmesi gerekmektedir. Türkiye, gelişme gizili olan bir ülkedir. Yapılacak olan doğru yatırımlar ile, gelecek vadeden başarıların yakalanması ve aynı zamanda da bu sıkıntılı zamanlar içerisinde iş olanaklarının yaratılması, ülkemize fayda sağlayacaktır.
Eğitim, bir ülkenin en büyük yatırımıdır. Halkın eğitilmesi, eğitimli insanların daha yüksek seviyelere ulaşması gelecekte birçok fayda sağlayacaktır. Bilinçli olmak, hataya düşmeyi engeller. Bilinçli olmak, vatan sevgisini pekiştirir; insanları çağdaş seviyeye yükseltir. Bizim de en büyük ihtiyacımız çağdaş seviyeye yükselmektir. Bu zamana kadar, başımıza ne geldiyse hem bilinçsizlikten ve eğitimsizlikten gelmiştir. Bunu engellemek için, hükümetin okumak isteyenlere olanak sağlaması gerekmektedir. Bu işi ne yazıkdırki en programlı şekilde Fethullah Gülen cemaati yapıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin, eğitim konusunda ne yazık ki onlar kadar sistematik çalışan yok ve maalesef onların eğitimi de farklı bir ülkü için.
Benim inancıma göre, YÖK denilen kurumun yıkılması gerekmektedir. Böylelikle üniversitelerin gelişmesi ve dünya seviyesine yükselmesi konusunda bir engel kalmayacaktır. Ezberci mezunlar yerine, kendi alanında uzman öğrenciler yetişerek Türkiye’nin gelişmesini sağlayacaklardır.
Yeşil hareket, diğer hareketlenmelerde olduğu gibi, Türkiye’ye gelişmiş ülkelerden sonra yayıldı. İnanılmaz derecede parlak bir gelecek vadeden bu hareketlenme, Avrupa, Amerika dahil birçok gelişmiş ülkede faaliyet göstermektedir. Yeşil gücün en büyük kazançlarından bir tanesi temiz güç elde edilmesidir. Çevre kirliliğinin üstesinden gelebilecek bir kavramdır. Aynı zamanda da, ülkelerin güç konusunda dışa bağımlılıklarını azaltan bir etkinliktir. Yeşil güç, gelecek için en büyük yatırımlardan bir tanesidir. Türkiye’nin de bu hareketlenme çerçevesinde yatırım yapması gerekmektedir. Güneş ışınları ya da rüzgâr gücü ile bedava güç elde edilebilmektedir. Yenilenebilir güç düzenekleri ile dış ülkelere olan güç bağımlılığımız azaltılabilir. Böylelikle, Türkiye, kendi kendine yetebilen ve bağımsız bir ülke haline gelebilir. Zira, güç alanında dışa bağımlılık çok önemli bir milli güvenlik sorunudur.
Türkiye, kişiliksiz bir siyaset düzeni içerisinde olduğu için, her zaman dış ülkeleri örnek alan bir düzen içerisindedir. Türkiye, hep dış ülkelerin en pis, en kötü en aşağılık özelliklerini örnek alarak, çağdaşlaştığına inanır. Halbuki bu çok büyük bir yanlıştır. Her ülke, bir başka ülkeden belli başlı kavramları örnek alabilir. Ne yazık ki, hiçbir zaman, Amerika’nın, Avrupa’nın iyi değerlerini örnek alarak bunu kendi ülkemizde uygulamayız.
İşte, Başbakan dâhil bütün herkesin hayranlık duyduğu ülke, Amerika. Siyahi bir insanın başkan seçilmesi dahil birçok yenilik yaşandı bu ülkede. Bu başkan çıktı, insanlarını adam yerine koydu ve seçim yarışmaları zamanında verdiği sözleri tutmak üzere kollarını sıvadı. Bizim ülkemizde, bu güzel yönetim ve önderlik niteliklerini örnek alan kimse yok. Düzenimiz şeffaf değil. Vergilerimizin nereye akıp gittiğini bilmiyoruz. Türk hukukuna kimsenin güveni yok. Haklı olanlar haksız, haksız olanlar haklı durumda. Amerika, daha çok askerine sahip çıkacağı sözünü verirken, bizim daha Kore Gazilerinden haberimiz yok!
Çözüm, Atatürkçü zihniyetin egemen olacağı bir düzenin kurulmasında. Eski siyasetçilerin hepsine siyaset yasağı getirilip, yolsuzluk yapanların da ömür boyu cezaya çarptırılmasında. Ülkede bulunan her türlü tarikat yapılandırılmasının çökertilmesinde. Her türlü yatırımın vatandaş menfaatine yapılmasında, eğitim kurumlarının güçlendirilmesinde, asker ve polislerin maaşlarının arttırılarak çağdaş bir yaşam düzeyine sahip olmalarını sağlamakta, hukuk düzeninin yeniden yapılandırılarak çağdaş bir seviyeye yükseltilmesinde, vatandaşın kesesine uygun vergilendirme yaparak devletin resmi haraç kesiminin engellenmesinde, hükümet yetkililerine harcama sınırının getirilmesinde, ülkenin özkaynaklarının kullanılmasında, yeşil güç ve yeşil üretim düzeni eşliğinde yatırım yapılmasında, yurtiçindeki ve yurtdışındaki ekonomistlerin “devlet görevi” başlığı altında ülkeye çağırılarak ekonomik sıkıntılara karşı beyin fırtınası yapmalarına olanak sağlamakta ve borca dayalı ekonomik düzeninin yıkılmasında.
Atatürk’ün vefatından sonra meydana gelen bu berbat düzen, şimdiye kadar hiçbir zaman olumlu yönde değişmedi, şu an mevcut siyasetçilerle de değişeceği umudunu taşımıyorum.
Mevcut düzen, ancak yasal olarak, oyla, bir çağdaş ülkeye yaraşır bir şekilde yıkılarak yeniden yapılandırılabilir. Bizim ülkümüz her zaman hukuktan, çağdaşlıktan ve demokrasiden yanadır.
Selim SUNGUROĞLU
Mustafa Kemal’in Askeri
Yeniden 1919 Derneği Yönetim Kurulu Üyesi