[…] Millet ve ordu , Padişah ve Halife’nin hainliğinde haberdar olmadığı gibi , o makama ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği din ve gelenek bağları dolayısıyla da içten gelerek boyun eğmekte ve bağlı. Millet ve ordu bir yandan kurtuluş çaresi düşünürken bir yandan da yüzyıllardır süregelen bu alışkanlık dolayısıyla , kendinden önce yüce hilafet ve saltanat makamının kurtarılmasını ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinde de değil… Bu inanca aykırı bir düşünce ve görüş ileri süreceklerin vay haline ! Derhal dinsiz , vatansız , hain ve istenmeyen kişi olur… (1)
Söylev’in hemen başında kullanılan bu açıklama, Mustafa Kemal Atatürk’ün kişilik olarak , olayları nasıl gözlemlediğinin bir göstergesidir . Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta bu anlatıma kadar, o dönem içerisinde ülkenin genel durumunu özetleyerek , milli varlığa düşman cemiyetlerin ve oluşumların genel olarak isimlerini vermiş , ordunun durumundan kısaca bahsederek , kendisine verilen müfettişlik görevinin ne manaya geldiğini açıklamaya çalışmıştır. O, düşünümün de kurguladığı düşünceleri , fırsatını bulduğu anda gerçeğe dönüştürebilmek için, büyük bir inançla bekleyen , elinde ki kozları iyi oynayan, kronolojik bir bütünden geçiren, ne yaptığını ve ne yapılması gerektiğini bilen bir dehadır.
Mustafa Kemal, milletin ve ordunun , devletin tek sahibi saltanatın hainliğinden haberdar olmadığının vurgusunu yaparken , aynı zamanda dönemin şartlarında sözü geçen makama karşı gelmenin ne gibi sonuçlar doğuracağının farkındadır. Gelişen olayların ve mukadderatın , o’na biçeceği vazifeyi iyi tahlil edebilmek ve önüne çıkan fırsatları iyi değerlendirebilmek , Mustafa Kemal’in yapabileceği işlerin en başında gelmektedir. Öyle de yapmıştır. Fakat, Mustafa Kemal , mukadderata boyun eğen bir kişilik örneği değildir . Eğer öyle bir seciyeye sahip olsaydı , tarihe belki de Mustafa Kemal adında bir kişilik yazılmayacaktı. O gerçeklerin ona sunduğu ortamlar doğrultusunda, inanmış olduğu ülküden sapma göstermeden , büyük bir özgüven içerisinde yürümeyi başarabilmiş ve bunu uygulama cesaretini gösteren bir önderdir. Akılcılığın, hayatının bu olgunluk döneminde , gerçekçilikle beraber bir bütün oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. O, yukarıda belirttiği gerçekleri açıklarken, düşünülen kurtuluş çarelerine giden yolda işgalci devletlere ve Padişah’a karşı nasıl hareket edileceğini söylemiştir. Mustafa Kemal , kendisini , başkalarının yerine koyarak , onların ortaya çıkan konular üzerinde nasıl düşünebileceklerinin tahlilini yapma yeteneği gibi bir özelliğe sahiptir. Nutuk’ta , bunu yaparken , düşünülen kurtuluş çarelerini açıklayarak, neticesinde kendi kararını söylemiş , bugün dahi , kimilerinin sahip olamadığı tam bağımsızlık inancını , üstün bir beceriyle kullanarak ülküleştirmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ü inanmış olduğu yolda ki , ülkücülüğü onu , gerçeklerle ve akılcılıkla bütünleştirerek , başarıya ulaştırmıştır. Bu ancak , onun sinesinde yaşattığı özgüvenin anlaşılabilmesiyle açıklanabilir. Mustafa Kemal , söylevinde , sahip olduğu özgüven duygusunun belirgin özelliklerini sunmuştur. Kendi düşünümlerini açıklarken dahi devamlı olarak bir mantık’a dayandığı görülmektedir. O , söylevde kendi kararını açıklarken , kararının nedenini etkileyici bir üslupla aktarmıştır. Mustafa Kemal’in sıklıkla gözüken özelliklerden bir tanesi de , açıklamalarını bir mantık olgusuna dayandırıp , kabul görülen düşüncelerinin gerçekleşemeyeceği takdirde , durumun ne olacağının vurgusunu yapması , kendi savlarını çürütülemeyecek boyutlara ulaştırmaya yetmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük talihsizliği , Adolf Hitler , Benito Mussoloni , Joseph Stalin gibi siyasi görüşleri birbirinden farklı fakat kendi emperyalist düşüncelerini yaymak için uğraşan diktatörlerle karşılaştırılmaya çalışılmasıdır. Bu saplantıyı günümüzde devamlı suretle hatırlatmaya çalışan bir takım kişiler , bunun hesabını tarihe ve millete nasıl vereceklerdir.? O , milletin tam bağımsızlığı olgusuna vurgu yaparken , her alanda tam bağımsızlıktan söz etmiştir. Sadece , milletin iktisadi , milli bağımsızlığını yanı sıra , kendisini geleceğe taşıyacak fikriyatların da kendine özgü bir yapıda olmasını , özgün bir düşünce sistematiği içerisinde hareket etmesini istemiştir. İşte bu yüzden , “Kemalizm” bir düşünce sistematiğinin ürünüdür. Yani bir ideolojidir.
Mustafa Kemal , çağdaşları devletin kimi ileri gelenleri gibi , hayalperest , romantik bir devrimci karakter yapısına sahip değildir. O , gerçek kurtuluşu , Orta Asya steplerinde aramak yerine , Anadolu’nun yaban bozkırlarında bulmuştur. Hayatının her evresinde , karşılaştığı olayları bir mantık süzgecinden geçirdiği görülmektedir. Kendisinin içinde yaşatmış olduğu sarsılmayan özgüven duygusu , ne yaptığının bilincinde olan yapısı ile milletin bağımsızlığı için menfi olacak düşünce yapılarını da açıklama ihtiyacını hissetmiştir. Tam bağımsızlık yerine mandater kurtuluş çareleri düşünen , bölgesel kurtuluş çareleri arayan toplulukların düşünce yapılarını açıkladıktan sonra , kendi anlayışını ve kararını , kesin ifadelerle vurgulu bir şekilde açıklamıştır. Bunları yaparken de , karşıt düşüncelerin savlarını çürütmek içinde , bu karşıt düşünce yapılarını savunanların bakış açılarından düşünümler sergilemeye çalışmıştır. Öyle ki , bunu Nutuk’ta şu cümlelerle de ifade eder ;
[…]Bir an için , bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranacağını farz edelim. Ne olacaktı ? Esirlik. Peki efendim , öteki kararlara boyun eğme durumunda sonuç bununla aynı değil miydi.? Şu farkla ki , geleceği için ölümü göze alan bir millet ,insanlık haysiyet ve şerefinin gereği olan bütün fedakarlığı yapmakla ümit bulur ve hiç şüphesiz , esirlik zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin , haysiyetsiz bir millete kıyasla dost ve düşman gözündeki yeri bambaşka olur . (2)
Nutuk’ta Bağımsızlık ve İzlenecek Yol
Ziya Gökalp , “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde şunları söylemiştir ;
Medeniyetlerin coğrafi hudutları ayrı olduğu gibi tarihi tekamülleri de biri birinden müstakildir. Bu tekamüllerin de bir başlangıcı ve bir nihayeti vardır. Fakat , medeniyet zümreleri , harsi zümreler den daha geniş oldukları için , ömürleri de ötekilerin ömründen daha uzundur.
Bundan başka , bir millet tekamülünün yüksek merhalelerine çıktıkça , medeniyetini de değiştirmek mecburiyetinde kalır. Mesela , Japonlar son asırda , aksa-yı şark medeniyetini terk ederek garp medeniyetine girdiler.
Bu hususta , en bariz misali Türklerde görürüz. Çünkü Türkler içtimai tekamüllerinin üç ayrı merhalesinde biri birine benzemeyen üç muhtelif medeniyet zümresine girmek mecburiyetinde kaldılar. Türkler , kavmi devlet hayatı yaşarken , aksa-yı şark medeniyetine mensuptular. Sultani devlet devrine geçince , şark medeniyetine girmeğe mecbur kaldılar. Bugün milli devlet yerine geçtikleri sırada da , içlerinde garp medeniyetine dahil olmağa azmeden kuvvetli bir cereyan vücuda geldiğini görüyoruz.(3)
Mustafa Kemal’in fikir dünyasını oluşturan en önemli kişilerden olan Ziya Gökalp , Kemalist ideolojinin fikir önderlerinden olmuştur. Mustafa Kemal , Türklerin milli devlet anlayışına geçtiği sırada , kendisine örnek alacağı medeniyetin , batı medeniyeti olduğunu söylemiştir. Fakat bu örnek alma hususu hiçbir zaman taklitçi bir anlayış taşımamıştır.Teslimiyetçi bir yaklaşım sergilemez.Bunun aksi , hem milletin hem de Mustafa Kemal’in tam bağımsızlık anlayışına tamamıyla ters bir hareket şekli olacaktır. O , harsi yani kültürel anlamda Türk milletinin yükselmesi için devamlı suretle , milletin mefkuresi olan çağdaşlaşmanın boyutlarının , müreffeh bir seviyede yaşayan batı’da aranması konusunda düşünce yapısı oluşturmuştur. Mustafa Kemal için tam bağımsızlık , her şey de saf bir şekilde milli olmaktan geçmektedir.
Mustafa Kemal , şöyle demektedir ; “Osmanlı hanedan ve saltanatının devam ettirilmesine çalışmak elbette Türk milletine karşı en büyük kötülüğü işlemekti . Çünkü , millet her türlü fedakarlığı göze alarak bağımsızlığını kazanmış olsa da , saltanat sürüp gittiği takdirde , bu istiklale kazanılmış gözüyle bakılmazdı . Artık , vatan ve milletle hiçbir vicdan ve fikir bağlantısı kalmamış bir sürü delinin , devlet ve milletin bağımsızlık ve haysiyetinin koruyucusu konumunda bulundurulmasına nasıl göz yumulabilirdi.? Halifeliğin durumuna gelince , ilim ve tekniğin nurlara boğduğu gerçek medeniyet dünyasında , gülünç sayılmaktan başka bir yanı kalmış mıydı . ?”(4) Bilindiği üzere , Ziya Gökalp , “Türkçülüğün Esasları’nda” “Kanunların Allah’ın yeryüzündeki gölgeleri addolunan halifeler ve sultanlar tarafından yapılması” olarak tanımlanan bütün teokratik idarenin ilgasını istemektedir.(5) Bir çok nokta da olduğu gibi , burada da Mustafa Kemal ile Ziya Gökalp’in düşüncelerinin örtüştüğü görülmektedir. Mustafa Kemal söylevinde , yukarıda geçen düşüncesini verdikten sonra , ulaştığı kararın gerçekleşmesini sağlayabilmek için , milleti alışkın olmadığı bu tarz düşünümlere sahip olması için yavaş yavaş fakat etkin bir şekilde kamuoyu oluşturmaktan geçtiğini söylemektedir.
Mustafa Kemal , söylevin bu bölümünde , milletin bağımsızlığına karşı mücadele içinde olanlara bütün milletçe silahla karşı koymanın ilk vazife olduğunun vurgusunu yapar. Belirtildiği üzere , Mustafa Kemal , milletin bağımsızlığına karşı olanlar şunlardır ya da bunlardır diye bir genelleme yapmamıştır. Milletin bağımsızlığına karşı olan zümreler , kişiler , devletler bellidir. Mücadeleyi o belli olanlara karşı yapmak gerekmektedir. Kendi ifadesiyle şunları eklemektedir ; “Bu önemli kararın bütün gerek ve zorunluluklarını daha ilk gününde açığa vurup ifade etmek , elbette uygun olmazdı.” Burada söz edilen önemli karardan kasıt , milli mücadeledir. Karşılaşılacak olan zorluklar ise , milli mücadelenin , saltanat ve hilafet makamının kurtarılmasında değil, milletin bağımsızlığı yolunda görülecek hususlardır. Bu ülküyü gerçekleştirebilmek için ilk zamanlarda doğrudan açıklamanın büyük bir sergüzeştlik olacağını belirtir. İzlenilmesi gereken yol haritasını yine kendisi açıklayacaktır .
[…] Uygulamayı bir takım safhalara ayırmak , olaylardan ve olayların akışından yararlanarak ve basamak basamak ilerleyerek hedefe ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur . Eğer ,dokuz yıllık faaliyetimiz ve yaptıklarımız bir mantık zinciri ile gözden geçirilirse , ilk günden bugüne kadar takip ettiğimiz genel doğrultunun , ilk kararın çizdiği yoldan ve yöneldiği hedeften asla sapmamış olduğu kendiliğinden anlaşılır. (6)
Anlaşılacağı üzere , milli mücadele döneminde , tam bağımsızlığa ve cumhuriyete giden yolun tesadüflerden oluşmadığını , gayet bilinçli bir şekilde kurgulanarak , büyük bir özgüven içerisinde , faydacılığın yani pragmatizmin müspet özelliklerinden yararlanılarak , kurgulanan düşünümler , ülküye ulaşmada gerçekliğe dönüştürülmüştür. Mustafa Kemal’in hayatında tesadüflere yer yoktur. Tesadüflerin hayatının her aşamasını kapsamış biri nasıl olurda yukarıda ki cümleleri sarf edebilir. ? O , tamamen , akılcılıkla , mantık’ın beraber yürüdüğü yolda bulunmuştur. Hiçbir zaman romantik bir devrimci olmamıştır. Mustafa Kemal , ne yaptığını bilen bir karaktere sahiptir. Öyle ki , şu sözleri bu özelliğini çok güzel ifade eder ; “Başarı için pratik ve güvenilir yol , her safhayı zamanı geldikçe uygulamaktı.Milletin gelişmesini ve yükselmesini sağlayacak tek yol buydu.” (7)
Söylev’in Gerçekleştirildiği Dönem
Nutuk , dışarıdan görüldüğü gibi , alelade bir zamanda , bir şeyler yapılsın diye rasgele kaleme alınmış bir eser değildir. Mustafa Kemal’in , tarihi bir bütünlük olarak , gerçekleşen olayları belirli bir düzene koyarak kaleme almış olduğu eserinin belirli bir hedefi vardır. Bu hedefin tek yönlü bir yaklaşım olduğu düşünülemez . Nutuk’un neden kaleme alındığını anlayabilmek için , ne için , neden , o tarihlerde kaleme alındığının altının doldurulması gerekmektedir. Mustafa Kemal , gerçekleştirmiş olduğu düşünümlerini belirli bir çıkış noktasına oturtur. Onun sözlerinde ve düşünce yapısında , ispatı olmayan bir tutum görülmez. Nutuk’u ele alırken , zaman kavramının ve olayların getirmiş olduğu , genel siyasi durum göz önüne alınması lazımdır.
“[…] İstanbul’dan ayrıldığım günle birlikte , o günden bugüne kadar ortaya çıkan olayların yazılmış ve korunmuş olan belgelerini düzenleyerek anılarımı yazmayı düşünüyorum.Bunu yapmayı gelecek nesil için , Türk Cumhuriyeti tarihi için bir görev olarak kabul ediyorum. Bilirsiniz ki , herhangi bir tarihi elimize aldığımız zaman onun gerçeğe uygun olup olmadığına inanmak için dayandığı kaynaklar ve belgeler araştırılır. Bizim şimdiye kadar doğru bir ulusal tarihe sahip olmayışımızın nedeni tarihlerimizin , belgeye dayanmaktan çok , ya bir takım övücü veya bir takım kendini beğenmişlerin gerçek ve mantık dışı sözlerinden başka kaynak bulamamak talihsizliğidir.” (8)
Mustafa Kemal bu sözleri 7 Mayıs 1924 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan , Yunus Nadi’ye verdiği bir demecinde söylemiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere , Mustafa Kemal , hatıratlarını yazmayı düşündüğünü belirtmiştir. Fakat bunu ne zaman , ne şekilde , hangi şartlar altında yazılacağı , tarihin kendisinin önüne çıkaracağı olayların neticesinde şekillenecektir. Bilindiği üzere , bu demecin verilmesinden hemen önce , ülkede hilafet makamı ilga edilmiştir. Hilafet makamının kaldırılması , muhalif düşünceleri günden güne artan grupların bir siyasi parti kurmak için dayanak noktası olmuştur.Bunun üzerine Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası , 17 Kasım 1924 tarihinde, milli mücadele döneminin önemli şahsiyetleri olan Ali Fuat Cebesoy , Rauf Orbay , Kazım Karabekir gibi seçkinlerin önderliğinde kurulmuştur. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurulmasının ardından , Cumhuriyet tarihinde önemli bir yer tutan , Şeyh Sait ayaklanması başlamıştır. Bu ayaklanmanın bastırılması , Mustafa Kemal’e karşı 1925 ve 1926 senelerinde gerçekleştirilmek istenilen suikast girişimleri , Nutuk’un hazırlandığı döneme yansımıştır.
Nutuk’un üzerine araştırma yapanların tespitlerine bakıldığında , birçok araştırmacının Nutuk’un siyasi gerekçelerle hazırlandığı ve böylelikle Mustafa Kemal Paşa’nın muhalifleriyle hesaplaşmak , gerçekleştirilenlerin savunmasını yapmak ve milletine hesap vermek gibi bir takım amaçlarına ulaşmayı hedeflediği konusunda neredeyse hem fikir oldukları görülür.(9)
Taha Parla , Nutuk’un hazırlanmasını , Atatürk’ün savına değinerek, olayları kronolojik olarak sıralayan , betimleyici bir tarihten ibaret olmadığını, bir ön düşüncenin , belli bir askeri , siyasi projenin zaman içerisinde uygulanmasının öyküsünü ve savunusu olduğunu belirtmiştir. Bu ön düşüncenin uygulanması , Mustafa Kemal Atatürk’ün , söylevinde belirtmiş olduğu, kendi ifadesi ile , uygulamayı safhalara ayırarak , basamak basamak ilerlemenin , milli bir sır olarak vicdanında yaşatmasının neticesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.
Mustafa Kemal’in “Karizmatik Lider” Özelliği
Henry Kissinger , “Domestic Structure and Foreign Policy” adlı eserinde , üç ana lider tipi üzerinde durmaktadır. Ona göre , bunlar ; Bürokratik-Pragmatik lider tipi , İdeolojik lider tipi ve Karizmatik-Devrimci lider tipidir .(10) Kissinger , bu sınıflandırmayı yaparak ikinci büyük savaş sonrası şekillenen dünya düzenine göre değerlendirmiştir. İdeolojik lider tipine komunist dünyanın liderlerini örnek gösterirken , bürokratik,pragmatik lider tipine , Amerikan ve batı dünyasının liderlerini yakıştırmaktadır. Karizmatik ve devrimci lider tipine ise , az gelişmiş üçüncü dünya ülkelerinin liderlerinin uygun olacağının kanaatindedir. Bu sınıflandırma içerisinde acaba Gazi Mustafa Kemal Atatürk nerede durmaktadır .?
Öncelikle şunu hatırlatmada fayda vardır , Mustafa Kemal Atatürk , kimi liderler gibi çağını kapatmış bir kişilik değildir. Günümüz lider tanımlaması ile Mustafa Kemal’i bir tutmak onun vasıflarına haksızlık yapmak demektir. O bir önderdir. Bugünün siyasi konjonktürüne baktığımızda , liderden kasıt , bir siyasi partinin başkanlığı veya siyasi hareketin mümesilliğidir. Mustafa Kemal düşünce yapısı olarak çağını kapatmış bir önder mi dir?.
Henry Kissinger’ın vermiş olduğu tanımlamalara bakılırsa , karizmatik-devrimci lider tipine Fidel Castro’nun örnek vermiştir. Buna göre İdeolojik lider tipine örnek olarak ; Kruschev’i örnek vermek yanlış olarak düşünülmez . Bürokratik ve Pragmatik lider tipine ise , 19.yüzyıl Almanya’sının , temkinli şansölyesi Otto von Bismarck’ın güzel bir örnek olacağının doğruluğu da , yanlış bir benzetme olmayacaktır.
Mustafa Kemal Atatürk’ü , bu örneklerden yola çıkarak , bir sınıflandırmaya sokmak büyük bir yanlışlık olacaktır. Mustafa Kemal Atatürk , madden yani yaşam olarak devrini kapatmıştır. Fakat , düşünce yapısı olarak yaşamaya , daha da yükselerek devam etmektedir. Eğer , yukarıda ki sınıflandırmaya , Mustafa Kemal yakıştırılacak olunursa , ters orantıda bir sınıflandırma yapmak daha doğru olacaktır. Şöyle ki , Mustafa Kemal , tarihsel akışa göre , öncelikle devrimci bir lider özelliği sergilemiş , devrimciliğinin yanında ölümüne kadar beraberinde taşıdığı karizmasının etkisiyle büyük kitleler harekete geçmiş , pragmatik olarak belirli olayların gidişatından önemli sentezler ortaya çıkarmış , bürokratik vasfıyla ülke ilişkilerinde dengeli fakat ne istediğini bilen ve yaptıran bir tutum sergilemiş , ideolojik olarak ta , cumhuriyetin fikir önderliğini yapmıştır. Mustafa Kemal Atatürk sadece bu basit açıklama ile bile bir önderdir .
Bu açıklamadan hareketle , Nutuk’u , Mustafa Kemal’in bu en basit şekliyle anlatılan özelliklerinden yola çıkılarak incelemek gerekmektedir. Mustafa Kemal , bir diktatör değildir. Diktatörler , gücü elinde bulundurmayı , tek olmayı seçerler . O’nun hayatının belirli evresinde , gücü elinde topladığı bir gerçektir. Fakat bu onun diktatörlük vasıfları taşıdığı anlamına gelmemektedir. Bugünün satılmış kalemleri , gelecek kuşaklara , Mustafa Kemal’i kötüleyerek anlatmaya çalışmaktadırlar . Güneş eğer balçıkla sıvanabilseydi , dünya tarihini onların istedikleri şekilde yazabilmek mümkün olurdu . Beyhude olarak çaba sarf etmektedirler . Ne yazık ki böyle bir olanak yoktur. Bu kişilerin en yalın haliyle anlayacakları cevap , Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmektedir. 05.08.1929 gecesi ,tarihinde Eskişehir garında , Sakarya gazetesinin başyazarına şunları söylemektedir ; “Türk milletinin toplumsal düzenini boğmağa yönelen didinmeler boğulmağa mahkumdur. Türk milleti kendinin ve memleketinin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu , alçak , vatansız ve kirli emelleri anlayamayacak ve onlara müsamaha edecek bir topluluk değildir…” (11)
Bekçisi değil , sahibiyiz bu kutlu davanın.
Farklılıkları bir kenara bırak ülkene sahip çık. !!!
Süleyman Nazif GEDİKOĞLU
Mustafa Kemal’in Askeri
Yeniden 1919 Derneği Yönetim Kurulu Üyesi
(1): Mustafa Kemal Atatürk , Nutuk , Alfa Yayınları , İstanbul 2005 , s.13
(2): Atatürk , a.g.e. , s.15.
(3): Ziya Gökalp , Türkçülüğün Esasları , Kültür Bakanlığı Yay. , İstanbul 1976 , s.49.
(4): Atatürk , a.g.e. , s.15.
(5): Uriel Heyd , Türk Milliyetçiliğinin Kökleri , Pınar Yay. , İstanbul 2001 s.103.
(6): Atatürk , a.g.e. , s.16.
(7): Atatürk , a.g.e. , s.16.
(8): http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=SoylevDemecler&Icerik No=186
(9): Hakan Uzun , Atatürk ve Nutuk , Siyasal Kitpevi Yay. , Ankara 2008 ,s.58.
(10): Tayyar Arı , Uluslar arası İlişkiler ve Dış Politika , Mkm Yay. , Bursa 2008 , s.218.
(11): Yusuf Koç , Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk , Ankara 2006 , s.146
Süleyman Nazif Gedikoğlu’nun, “Nutuk’un Analizi” adlı çalışmasından bir kesittir.