Günlerdir ülke gündemimizde üst sıralarda haber olan, her bir köşede yardım kampanyalarını, afişlerini, ilanlarını gördüğüm, vatandaşlarımızın yumuşak karnı, “Gazze Katliamı” hassasiyeti, Başbakan Erdoğan tarafından, bir seçim politikası olarak kullanıldığı inancındayım.
Dünya Ekonomik Forumu kapsamında düzenlenen, “Gazze Orta Doğu İçin Model” oturumuna katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres arasında gerginlik yaşandı.
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, uzun süren konuşmasının büyük bölümünde, özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’a dönerek, sert üsluplu bir konuşma gerçekleştirdi ve zaman zamanda izleyenlerce alkışlandı. Peres’in konuşmasının ardından Recep Tayyip Erdoğan, oturum yöneticisi “Washington Post” gazetesinin köşe yazarı David Ignatus’dan “bir dakika” süre istedi. Panel yöneticisiden söz hakkı isteğine karşılık alamayan Erdoğan sinirlendi ve Perez’e dönerek, şöyle konuştu:
“Sesin çok yüksek çıkıyor. Benden yaşlısın biliyorum ki sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar çok yüksek çıkmayacak. Bunu böyle bilesin. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüz, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum. Ülkenizde başbakanlık yapmış iki kişinin bana çok önemli lafları vardır. Filistin’e, tankların üstünde girdiği zaman, “kendimi bir başka mutlu addediyorum” diyen başbakanlarınız var. Tankların üzerine çıkıp da “Filistin’e girince mutlu oluyorum” diyen başbakanlarınız var ve bana sayılar veriyorsunuz. İsmini de veririm, belki merak edenleriniz vardır. Şu zulme alkış tutanları da ayrıca kınıyorum. Peki çocukları öldürenleri kalkıp da alkışlamak öyle zannediyorum ki insanlık suçudur. Sadece size, iki söz söyleyeceğim… Tevrat’ın 6. maddesi der ki “öldürmeyeceksin” . Burada öldürme var. Bu da çok enteresan. ”
Konuşmasında Oxford Üniversitesi’nde bir profesör ve iki İsrail vatandaşının, İsrail’i eleştiren açıklamalarını da elindeki notlardan okuyan Başbakan Erdoğan, oturum yöneticisine de dönerek, “Sana da çok teşekkür ediyorum. Benim için de bundan böyle Davos bitmiştir. Daha Davos’a gelmem. Siz konuşturmuyorsunuz. 25 dakika konuştu, 12 dakika konuştum. Olmaz.” dedi ve bitmek üzere olan oturumu terk etti.
Buraya kadar olan tüm yaşananları “masaya yumruk vurmak” olarak nitelendirebiliyorum, yalnız daha sonra, olayın boyutları bir seçim propagandasına dönüşmeye başladığını farkına varıyorum.
Başbakan’ın gece saat 01.30 sularında İstanbul’a döneceği açıklandı ve hemen bu haberi üzerine metro seferlerinin gece 03.00’e kadar sürdürüleceği duyuruldu. Buradaki amacın kesinlikle üstü kapalı olarak “vatandaşlara gelin Başbakan’a destek verin” çağrısı olarak değerlendiriyorum.
İşin daha da ilginç bir yani ise, metronun ücretsiz olarak hizmet verecek olmasıydı. Ajanslarda bu haberin duyurulmasından sonra ise şüphelerime cevap bulmuş oldum.
Artık Davos’taki açıklamanın kesinlikle samimiyetiz olduğu kanaatına vardım.
Nitekim bu kanaatım da ne kadar da haklı olduğumuzu gösterir birkaç ayrıntı daha vardı.
Gazete resimlerinden ve televizyondan yayınladığı kadarıyla, Başbakan Erdoğan’ı karşılamaya gelen topluluğun ellerinde, Filistin ve Türkiye bayrakları vardı. Bayraklarla ilgili diyebileceğim bir şey yok, çünkü en kolay ulaşılabilecek araçlardandır. Ancak topluluğun ellerinde “Dünya Başbakan Görsün” , “Mazlumların Hamisi Başbakan “, “Hoşgeldin Erdoğan”, “İstanbul’dan Gazze’ye Direnişe Bin Selam” ve bu gibi el pankartları mevcuttu. Bunları görünce”acaba bu pankartlar üç dört saat içinde hangi matbaalarda basıldı” diye düşünmeden geçemedim . Yazıların puntaları açık bir şekilde ustaca basıldıklarını işaret ediyordu. Bunu anlamak içinde matbaacılık okumanın gereği yoktu…
Bu açıklamalar samimi ve içten olsaydı; Tayyip Erdoğan’ı karşılama maksadı ile, planlı olarak metro seferleri ücretsiz bir şekilde, gece geç saatlere kadar uzatılmazdı. Bu açıklamalar, bu tarz bir gerilim yaratma planı, önceden düşünülmüş olmasaydı, o pankartlar üç beş saatte hazırlanamazdı. Yani her şey planlanmış ve düşünülmüş izlenimimi kuvvetlendiriyordu.
Tayyip Erdoğan’ın; bu insanlık ayıbının ülkemizde yarattığı hassasiyeti, ustaca bir manevra ile kendi lehine artı bir puana dönüştürme gayreti içinde olduğu düşünüyorum, böylesine bir insanlık suçunu, seçim politikasında kullanmakta ne derece insanidir(?) siz değerli takipcilerimizin vicdanına bırakıyorum.
Yeniden 1919 Derneği Yönetim Kurulu Üyesi
Mustafa Kemal’in Askeri
Volkan KIYLIOĞLU