Dünya üzerindeki birçok din, toplumun ve insanlığın önemini vurgular. Bu dinler, aynı zamanda da yardımlaşmayı ve kötü zamanlarda, insanların birbirine destek çıkmasının gerekliliğini vurgular. Ülkemizde, birkaç haftadır İsrail’in Filistin’e olan saldırılarından bahsedilmektedir. Akması bitmek bilmeyen kan nehirleri, etrafa yayılmış olan vücut parçaları ne yazık ki Gazze’de ve Filistin’in genelinde alıştığımız durumlardır.
Peki, toplumsal olarak Gazze’deki olaylara karşı tutumumuzla, diğer toplumsal olaylara karşı olan tutumumuz neden bu kadar farklı?
Arap-Türk ilişkilerinin başlamasından itibaren birçok devlet kurulup yıkıldı, bu yüzden fazla geriye gitmeye gerek yoktur. Osmanlı’nın son dönemlerini ele almamız yeterli olacaktır.
400 yılı aşkın bir süredir Osmanlı Devleti bayrağı altında yaşayan Araplar, savaş zamanı, yabancı ülkelerin destekleriyle beraber, Osmanlı’ya karşı ayaklanmışlardır. Arabistan toprakları üzerinde bulunan Türk askerleri, savaş gereçlerinin eksikliği, Osmanlı Devleti’nin birçok ayaklanma ve savaş ile mücadelede olması, geçmiş savaşların vermiş olduğu yorgunluk ve de aynı dine inanan insanların, yani Arapların yabancılarla birleşerek, Türk askerini arkasından vurması sonucuyla, Arabistan üzerinde istediği başarıları yakalayamamıştır, binlerce şehit verilmiştir.
Düşünün, Osmanlı hem iç çatışmalarla uğraşıyor, hem de dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle… Bir de bunun üzerine Osmanlı Devleti, kendi vatandaşlarının ihanetiyle karşılaşıyor…
Bizlerde geçmişi bir kenara bırakıp, Gazze’de olanlara karşı eylem yapıyor, Arabistan’daki sorunlar için dertleniyoruz. Biz Ortadoğu’da olanlara bu kadar dert yanarken, bu durumlara karşı, bu kadar eylemde bulunurken; hatta ve hatta yardımlar gönderirken, onlar bizim sıkıntılı zamanlarımızda ne yaptı? Çok uzak değil, yakın tarihte, bir kere kalkıp da onlar, Türkiye’deki teröre karşı yürüdüler mi? Bizim memleketimizde ölen insanlar için karalar giyinip, televizyonlarında konuşmalar yaptılar mı? Sözde Ermeni Soykırımı yalanlarına karşı bizi desteklediler mi? Türkiye’de teröre binlerce kurban, şehit, çoluk-çocuk verildi. Peki, onlar tüm bunlar olurken neredeydi? Aynı zamanda da komşumuz olan birçok Ortadoğu ülkesi, PKK’yı desteklemedimi? Yeri geldiğinde silah satmadımı? Türkiye’ye uyuşturucunun girmesine göz yummadımı? Petrol ve doğal gaz konusunda bize her türlü kahpeliği yapmadımı?. Bunun üzerine anlaşmalar sonucu petrolden gelecek ekonomik hakkımızı bile bize vermemezlik yapmadılarmı?. Daha neler de neler…
Şimdi onlar hata yaptı diye bizde tepkisiz mi kalalım dediğinizi duyar gibiyim…
Hayır elbette ki! Lakin öncelikle, memleketimizdeki ikiyüzlülüğe kızıyorum. Peki nedir bu ikiyüzlülük?
Öncelikle insanların hakkını arayacaksak, herkese eşit mesafede olmalıyız. A’ya yapılan B’ye yapıldığında da aynı tepkiyi vermeliyiz. Bizler kalkıp neden Ahıska Türklerinin hakları için yürüyüşe geçmiyoruz? Bazı basın-yayın kurumları, örnek olarak Ahıska Türklerinin çektiği sıkıntılara kısaca yer vermektedir. Birçok kişinin, bu konuyla ilgili bir bilgisi olduğunu da pek sanmıyorum. Binlerce Ahıska Türk’ü evlerinden sürüldüler, öldürülenler oldu. O zaman neredeydik? Peki, ya Doğu Türkistan Türkleri… Eskiden birkaç yürüyüş olduğunu okumuştum. Peki, şimdi neden yok? Çin bu politikaları sürdüğü müddetçe oradaki Türklerin çileleri bitmeyecek. Gereksiz yere asılanları olsun, suçsuz yere hapise gönderilenleri olsun; haince öldürülenler olsun? Onların da çoğu Müslüman. Onu bırakın, soydaşımız. Onlarınki can değil mi? Bu insanların hakları aranmamalı mı? Çin kalkıyor, soydaşlarımızı bu duruma sokuyor kaç kişinin bundan haberi oluyor? Çin malını ülkemize soktuk, Türk sanayisinin içine ettik. Boğazlarımızdan onarılmak üzere bir savaş gemisi geçirmelerine izin verdik, karşılık olarak bize vatandaşlarını gezmen(turist) göndereceklerdi, söz verilen sayı ile gelen insan sayısı arasında dağlar kadar fark var. Birçok yandan uluslararası siyasetimize bakıyorum ve şu sonuca varıyorum; bizler hem işbirlikci hemde gerektiğinde gerçek tepkileri veremeyen bir politikaya sahibiz. “Bir ülke, yapmış olduğu hiçbir anlaşmada çıkarlarını gözetemezmi yahu” diye düşünüyor insan.
Azerbaycan’ın önemli bir bölümü Ermeniler tarafından ele geçirildi. Karabağ bölgesinde silahsız insanlara karşı soykırım yapıldı. Yalnızca Fethullah Gülen olaya iki ağlayarak, Ermenistan’a lanetler yağdırarak tepki verdi, oda kandırdığı aklı evvellerin gözünü boyamak amacı ile yapılmış bir şovdu ve nitekim Türkiye’de haberlere konu oldu adının reklamı yapıldı. Sonuç olarak unutuldu gitti. Bu devirde, yirmibirinci yüzyılda soykırım yapmak ne demek? O kadar insan öldü, evinden sürüldü. Unuttunuz mu yoksa?
Şimdi, hiçbir dünya ülkesi bu durumu doğru dürüst kabul edip de konuyla ilgili bir şey yapmıyor. Biz, soydaşları olarak hala hiçbir şey yapmıyoruz? Peki Azerbaycan’da ölen insanlar için yürüyüşlerimiz neden yok? Neden bu insanlar için uluslararası konuşmalar düzenlenmiyor? Üstelik bu olayda zarar görenler birebir kardeşlerimiz. Neden soydaş ülkeler için anma günleri düzenlenmiyor? Türk Dünyası’ndaki sıkıntılarla neden ilgilenmiyoruz? Bırakın Türk dünyasını, onlar da insan değil mi?
Ah Irak Türkmenleri ah… Türkiye Cumhuriyeti olarak size ağabeylik edemedik. Sizi kurda kuşa yem yaptık unuttuk, ilgilenmedik. Çok ağırıma gitmişti, anımsarım, bir Türkmen “Tamam, Türkiye bize yardım etmesin, asker göndermesin. Silah versin, biz kendimizi koruruz” demişti. O kadar içerlemiştim ve üzülmüştüm ki. Onlar içinde mi yok protesto gösterisi? Başkalarına yaranmak ve bir topluluğa katılmak için Kore’ye asker gönderen ve döndükten sonra bu askerleri unutan bir ülke, hemen yanı başındaki soydaşlarını kurtarmak için asker bile gönderemeyecek kadar aciz mi?
Gagauz Türklerine ne demeli? Moldova ve yakın ülkelerde yaşayan bu Türkler de bir şekilde yaşam mücadelesi veriyor. Sovyetler yıkıldıktan sonra bir gecede bütün varlıklarını kaybetti bu insanlar. Hala da sıkıntıdalar. Ülkemizde neden bu insanlar için konuşmalar, yürüyüşler düzenlemiyoruz? Niye bu insanlara yardım göndermiyoruz? Kısaca, bu insanlarla neden ilgilenmiyoruz?
Soydaşlarımızla ile ilgili çok yazdım ırkcı ve kafa tascı damgası yemeden şimdi gidelim Sudan’a…
İnsanlar diri diri yakılıyor, kadınlara tecavüz ediliyor. Soykırıma varan cinayetler işleniyor. Neden bu insanların haklarını aramıyoruz? Bu ülkede ya da diğer Afrika ülkelerinde yaşanan sıkıntılara karşı neden sesimizi çıkarmıyoruz? Neden başbakanımızın eşi, dünya ülkelerinin önderlerinin eşlerini çağırıp da insanlık hakkında bir şiir okuyup da ağlamıyor? Neden onların bayraklarını göndere çekip dalgalandırmıyor? Neden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak sokağa çıkıp “Hepimiz Afrikalıyız” demiyoruz. “Hepimiz Sudanlıyız” desek ne olur? Bu insanların teni kara diye, adamdan mı saymayacağız? Onların öldürülmelerine göz mü yumacağız?
Dünya’da haksızlık mı arıyoruz buyurun işte Tibet… Birçoğu kendi halinde yaşayan, kendi inançları doğrultusunda inançlarının buyruklarını yerine getirmeye çalışan insanlar. Çin, bu insanların soyunu, kültürünü kurutmak için elinden geleni yapıyor. Öyle ki duyduğumda dehşet içinde kaldım, bir Tibetli, dünyanın ilgisini çekmek için dalınç(meditasyon) durumundayken kendini diri diri yaktı, sesi bile çıkmadı. En meşhur Tibetli, sürgünde yaşayan Dalay Lama ülke ülke dolaşıyor ilgi çekmek için. Birkaç ülke yardımcı oluyor vs. Türkiye’de tık yok. Onlar Allah’a, inanmıyor diye, sıkıntılarına göz mü yumacağız? Ben Türkiye’de bir tane Tibet için yürüyüş görmedim. Kimse kalkıp da “Hepimiz Tibetliyiz” de demedi.
Bizler değil diğer dünya problemleri, ülkemizdeki şehitlerimiz için, bile adam akıllı bir yürüyüş düzenleyemiyorken nasıl oluyor da Gazze için bir anda toplanıp her bir ağızadan aynı şeyleri söyleyebiliyoruz?
Hemen yanı başımızda. Gazze’den ya da Araplardan öte bir dünya var, bunu unutmayın. Toplumsal konularda kendimizi bilinçli hissediyorsak, ülkemizdeki çevrenin katledilişine karşı, kanserli insanların tedavileri için ayrılan bütçenin büyümesi için yürüyelim biraz. Kendi problemlerimiz için ayaklanalım. Toplumsal konular yalnızca Ortadoğu’dan ibaret değil bunu farkına varalım…
Satırlar sayfalar yetmez dünyadaki insanlık suçlarını anlatmaya daha nice sıkıntılar, soykırımlar var… Anılması gereken şeyler çok. Yine ve ısrarla soruyorum, toplumsal olarak Gazze’deki olaylara karşı tutumumuzla diğer toplumsal olaylara karşı olan tutumumuz neden bu kadar farklı?
Peki, her şeyi kabul ettik, artık uyandık ve Gazze için başladı bu toplumsal tepki, her şeye kabul ama Gazze hakkında neyi ne kadar biliyorsun? Ne kadar araştırdın? Ne kadar okudun? Yoksa koyun gibi çoban sağ dedi sağa mı döndün?
İki yüz milyonun üzerinde Arap olduğu söyleniyor, bir de bunlara İran’ı katalım kaba hesap iyi yüz elli milyon. Arap ülkelerinin başları, kralları, prensleri vs. aşırı derecede zengin. Para karşılığında kendilerini satan fahişe havasındalar. Petrolden başka doğru dürüst haltları yok(Dubai Hariç). Bahreyn’de bir prens, Mariah Carey adlı şarkıcıya 4 milyon dolarlık elmas gönderiyor; ama Filistin’e bir hastane yapma ülküsünden yoksun. Araplar, İsrail’in Filistin’e girmesinden hemen sonra köpek gibi havlıyor ve sonra sesini kesiveriyor. Birçoğu “istesek asarız, keseriz” havasında. Bütün bu havalar, havlamadan ibaret. Hiçbiri adam akıllı Filistin ile uğraşmıyor. Bir iki yardım, birkaç sözde dua; o kadar.
Ürdün’de, zamanında oraya göçmüş yüzde kırk altının(%46) üzerine Filistinli var. Filistinliler, zamanında İsrail’e karşı etkisiz kalan ve toprak kaybeden Ürdün’de ayaklanma çıkardılar. Bunun üzerine, o zamanın kralı da, bu durumu bir hale yola sokmak için askerlerini Filistinlilerin üzerine yolladı. Dönemin adı Kara Eylül (Black September). Filistinli başka örgütler, Arap memleketlerinde olay çıkardılar. Ülkelerin askerleri Filistinlilerle savaştılar vs.
Yıllar önce BM’nin hazırlamış olduğu harita var. Bu haritaya göre ufak bir İsrail Devleti kurulacak ve hemen yanı başında Filistin Devleti’nin kurulması için harekete geçilecekti. Filistin, tarihte sağlam bir devlet olarak uluslararası arenada yerini alamamış. Osmanlılardan sonra İngiliz himayesine; hemen akabinde İsrail hâkimiyetine geçmiş. Neden kendi beceriksizliklerinden.
İsrail’in bugün dünyadaki Musevi vatandaşlarının baskısı, başta Amerika olmak üzere diğer gelişmiş olan devletlerin desteğini alması sonucuyla varlığını sağlam bir zemin üzerine oturtmayı başarmıştır. Araplar burada şunu gözden kaçırıyor. Bu devirde cihad mihad bir işe yaramıyor. Bu devirde, çağdaş olan ve kafayı kullanan para kazanıyor, yani ayakta kalabiliyor ama parası olup da lükse şatafata harcayan kimsenin sonu pek hayra gitmiyor.
Mısır gibi birçok ülke Filistin olaylarını ve Filistinlileri bir sorun olarak görüyorlar. Evet kendi soydaşlarını sorun olarak görüyorlar. Şimdi, Araplar istese de istemese de; İsrail varolan, kurulu bir devlettir. Filistinliler ise bir piyon durumundadır. İsrail’in varlığını istemeyen birçok ülke Filistinlileri, Hamas’ı eylem yapmaya kışkırtıyor ve olan kendini kullandıran Filistinlilere oluyor. Zamanında İsrail, Gazze’nin Mısır yönetimine geçmesini destekledi. Mısır bunu istemedi. Neden en güçlü arap ülkelerinden biri Filistin’e sahip çıkmadı? Filistinde açlık kıtlık oldu, Mısır sınır kapısını dahi açmadı, İsrail kapıları açmak durumunda kaldı ve Filistin’in iletişim yayınlarından tutun, televizyon kanallarına kadar hepsi İsrail denetiminde kaldı.
Filistin, Hamas’tan ve diğer dinci, Vahabi zihniyetinden kurtulmadığı sürece, insanlar ölmeye devam edecek ve sonunda da Filistinliler tükenecek. Filistinlilerin başlarını belaya sokanlar evvela arap dünyasıdır. Kalem, kitap, tıbbi malzemeler göndereceklerine Çin yapımı silah gönderiyorlar, İsrail de dünyaya kendini haklı göstererek tepelerine biniyor. Dünyada basın yayın yahudilerin elindedir. Dolayısıyla Hamas’ın yapmış olduğu her türlü terörist eylemi yayınlarında kullanarak dünyada gayet güzel yaymaca(propaganda) yapabiliyorlar. HAMAS’ın da terörist eylemlerde bulunduğunu gören dünya insanı, bu durumu yorumlayarak Filistin insanına olan yakınlığını kaybediyor. Silah değil, kafa kullanmak lazım. Kalem kılıçtan keskindir. Filistin insanlarının, hükümetlerinin (HAMAS, FATAH) kendi ülkelerine sahip çıkmak koşuluyla silahlı mücadeleye ara verip, siyasi olarak mücadelelerine devam etmeleri gerekmektedir. İstediğin kadar kendine bomba bağlayıp patlat ortalığı kan gölüne çevir, sen boşuna can verirsin, şehit mehit de olmazsın, aklını kullananlar ise senin yaptığın saçmalıkları kendi çıkarları doğrultusunda kullanır, sana misli ile cevap verir. Dolayısıyla, Filistin’in arap dünyasının oyunlarına alet olmadan aklını zekasını kullanıp varlığını dünyaya kabul ettirmesi gereklidir.
Gel gelelim ülkemizdeki hareketlenmeye; ülkesinin vatandaşları için 1 lira bulamayan, “Paramız yok” diyen bir ülke nasıl oluyor da Gazze’ye 400 küsür bin liralık yardımda bulunuyor? Tamam, gönderilmesi güzel de, kendi insanına neden aynı sevgiyi duymuyorsun? İşte bu durum cemaatlerin, dergahların, koyunları olmuş insanlara ona ses et, buna sus diye buyur bulunmasından kaynaklanmaktadır. Bu gerici, dinci adamlar ülkemizde var olduğu müddetçe insanlarımızın Filistinliler gibi piyon olmasına neden olacak durumlar ortaya çıkacak.
İyi bir Müslüman/Hıristiyan/Musevi olabilmemiz, kısacası insan olabilmemiz için, öncelikle çevremizden haberdar olmamız lazım. Kendimizi sınırlandırmamamız lazım. Üzüldüğümüz konu hakkında duygusal davranıp, kendimizi harap etmememiz gerekiyor. Toplumsal tepkimizi sadece bir yere odaklamak çok yanlış ve vurdumduymaz bir davranıştır. Sadece çıkıp bağırmak da sonuç getirmez. Düşünen bir birey olarak çözüm üretmemiz gerekir. Bazı olaylar vardır ki, kalkıp gerekirse hükümetin kapısına dayanarak çözüm üretmeleri için baskı yapmamız gereklidir. Mevcut olan “koyun” seviyesinden yükselerek, devletine sahip çıkan ve devletinin uluslararası sorunlara karşı bakış açısını belirleyen ve yönlendiren vatandaşlar olmalıyız.
Dolayısıyla duygusallığı bırakıp kafayı kullanmanın tam zamanıdır.
Ve son cümle, maalesef “Ortadoğu, arkasından vurmuş olduğu Osmanlı’yı mum ile arıyor…”
Selim SUNGUROĞLU
Mustafa Kemal’in Askeri
Yeniden 1919 Derneği Yönetim Kurulu Üyesi