[ # ] Cumhuriyet
25 Ekim 2008 Gündem

Kimi insanlar, Cumhuriyetin 28 Ekim 1923, Perşembe gecesi Çankaya’da dönemin ileri gelenleriyle bir yemekte (sofrada İsmet İnönü, Milli Savunma Bakanı Fevzi Çakmak, Halk Fırkası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Fethi Okyar, Rize Milletvekili Ali Fuat Bulca, Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen Eşref Ünaydın bulunmaktadırlar.)  kurulduğunu sanarlar. Bu ne büyük bir gaflettir. Evet, cumhuriyetin ilanının Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ağzından çıktığı gündür 28 Ekim Perşembe gecesi. Halbuki; Cumhuriyet, Ulu Önder’in kendi deyimiyle uygulamayı safhaları ayırarak ve basamak basamak ilerleyerek hedefe varışın senelerdir milli bir sır olarak sinesinde saklayabilme heyecanının, büyük bir mücadelenin , tezahürüdür.

Bazı kimseler vardır ki, tarihi vakaları kendi anlayış şekillerine göre yorumlamaktan ve bununla ilgili olur olmaz kuramlar üretmekten geri durmazlar. Bu şahıslar, kimi cahil toplulukları etkilemekte öyle ustadırlar ki, hitabetlerinin ve kalemşörlüklerinin ardından “cemaatleşmiş” sürüler sürüklenmektedir. Öyle ki, bu kimseler, kendi etki alanındaki kimselere de şunu açık bir şekilde söylemekten gocunmazlar. Derler ki; “Bakınız kendilerini cumhuriyetçiyim diye tanımlayan tatlı su frenki Kemal’in avukatlarına; halkı yani sizleri cehalet ile suçlamaktalar. Cumhuriyetçiyim diye geçinen zihniyet işte bu.”

Sözünü ettiğim bu kimseler öyle sinsi bir şekilde hareket ederler ki, kendi içlerinde kurmuş oldukları maddiyata dayalı düzen çarklarının bozulmaması için, mütemadiyen cumhuriyetin yaratmış olduğu devrimlerle beraber gelen laiklik kavramına sataşmaktan kendilerini alamazlar. Şu unutulmamalıdır ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laiklik anlayışı  ne “Hicap” ile uğraşacak kadar sığdır, ne de Türklüğün İslamiyet anlayışında var olan örtünmeye karşı despotizmi savunur. Maalesef toplum bu konuda özellikle 1980’li yıllarla artarak, 1990’lı yıllarla alevlenerek giden süreç içerisinde bilinçli bir şekilde oldukça yıpratılmıştır. Bilinmelidir ki; sorunun ana kaynağı, giyiniş şekli ile alakalı değil, kafaların içleridir.

Halbuki karşı çıkmakta oldukları cumhuriyet kavramının beraberinde getirmiş olduğu demokrasi bu ülkede  vatandaşlarına çıkartılmış olan kılık kıyafet kanununa nazaran,  keyfi isteklerine göre kıyafet serbestisini sunacak ortamlar yaratmıştır. Türkiye’de 1990’lı yılların sonlarıyla kabuk değiştirmeye başlayan   ve 11 Eylül saldırılarından sonra yurtdışından belirli hedefler için ithal edilip “Ilımlı İslamizim” diye ikame edilen kavrama sarılan düşünce, keyfi ihtiraslarına göre kitleleri çok iyi bir şekilde yönetmesini bilmiştir.

Cumhuriyet eşitlikçi bir düzeni ifade eder. Aynı zamanda cumhuriyet özgürlükçüdür. Bireylerin özgür olabilmelerine ve bu şekilde yaşam oluşturmalarına dikkat eder. Cumhuriyet demokrasi ile kendisini yaratan halka söz hakkı tanımaktadır. Kendi kendisini yönetebilme anlayışını savunur. İfade hürriyetini bireye armağan etmektedir. Böylece, kişisel çıkarların, bencil düşünümün yerine, toplumsal çıkarları gözetmektedir. Toplumun çıkarları neticesinde gelişiminde gösterilen yararın bireye ulaştırmayı asli vazife sayar. Bireyin yani vatandaşının düzenin içinde dahil olmasında cömert davranır. Düzenini korumak içinde kanuni sınırlamalar getirir.

Ulu Önder, 30 Ağustos 1924’te Dumlupınar’da ki, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ikinci yıldönümünde şöyle demiştir , “Bu büyük zaferin türlü nedenleri üstünde en önemlisi , en köklüsü Türk Ulusunun kayıtsız egemenliğini eline almış olmasıdır. Sarayların içinde, Türk’ten başka koruyuculara dayanan, düşmanlarla anlaşıp birleşerek, Anadolu’ya Türklüğe karşı çıkan o çürümüş gölge adamlarının, Türk yurdundan kovulması, düşmanların denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir davranıştır…Yüzyıllardan beri Türkiye’yi yönetenler, çok şey düşünmüşler ama, yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir; Türkiye’yi! Bu düşüncesizlikleri yüzünden Türk Yurdu’nun, Türk Ulusu’nun uğradığı zararları ancak bir tek davranışla kapatabiliriz: Türkiye’de Türk’ten başka bir şey düşünmemek.”*

İşte bu sözler doğrultusunda günümüz Türkiye’sini göz önüne getirmeye çalıştığımız zaman, karşılaştığımız manzara oldukça ürkütücüdür. Bir yandan egemenliğin millette olduğunu bile bile uhrevi meselelerin içine siyaseti sokma curetini gösteren ve bu sözlere nazire yaparcasına egemenliğin Allah’ta olduğunu ve bunun üzerinden siyaset yapılabileceği düşüncesinde hareket eden oluşumların yanında , en kısa ifadesiyle “Ne Mutlu Türk’üm” deyişini daha hala anlayamamış bi-çare insanlarımızı hain emellerine alet edip, Kürtçülük hareketleriyle, terörist faaliyetler ile Türk Toplumu’nun gözünü korkutmaya çalışan başı bozuk güruhlar, ellerinde kara tahtalarla Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilköğretim okulları önlerinde, köy meydanlarında “Kürtçe” öğretebilme gösterileri düzenlemektedirler. Psikolojik savaşın küçük bir örneğidir. İrtica ve bölücülük Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mukadderatında olmuş, olan ve olacak, ülkenin bağımsız bütünlüğünü koruyabilmesi için  üzerlerinde ciddi bir şekilde durulması, nedenlerinin ortaya çıkartılabilmesi için devamlı sosyolojik ve psikolojik olarak irdelenmesi gereken meselelerdir.

Bu toplum nerede yanlış yapmıştır? Yanlışı yapan toplum değil, yöneten erktir! Çok partili sisteme geçiş ve değişen konjonktür, ülkenin batı demokrasilerine yakın olabilme gayesi, dünya siyasasının çift kutuplu bir düzen içerisinde seyretmeye başlaması, ülkede yavaş yavaş ama giderek artan bir şekilde halkı cumhuriyet kavramının bel kemiği olmasına rağmen sisteme dahil edemeyen bir yapıya dönüşmüştür.  Maurice Duverger’ in  bahsetmiş olduğu “halksız demokrasi” en yalın haliyle budur. Halkı, iktidara gelebilmek için oy sandıklarının başlarında birer seçmen olarak gören zihniyetin onlarca yıldır sürdürmüş olduğu politikaların eseridir bugün bu karşılaşılanlar.

Bugün komşularımız İran, Suriye, hatta Irak’ta birer cumhuriyettir. İşte, kendisini daha hala toparlayamamış, uluslararası kamuoyunda terörü besleyen bir ülke konumunda otokrat Suriye… Şii milliyetçiliğiyle, şerri hükümlerle gelen sıkılaşmanın, çözülmeye başladığı, her an kendisini dünyanın jandarması ilan etmiş Birleşik Devletler tarafından vurulma tehdidiyle yaşayan bir İran … Evet bunlar cumhuriyettir. Egemenliğin kayıtsız ve şartsız millette olduğu cumhuriyet şekli ise Türk Milletinin ellerinde yükselmektedir. Bugün Türk Milleti büyük sınavlardan geçmektedir. Adeta düşündükleri bir bölünmenin veyahut federatif yapının gerçekleşmesinde toplumu kışkırtıp, yandaş bularak kaotik ortamlar hazırlayarak, terörü besleyen zihniyet, bugün her zamankinden daha tehlikelidir.

Kudretli Türkiye için çalışan, okuyan, bağımsızlıklarına düşkün  yılmaz koruyucular,  cumhuriyetimizin 85. Yıldönümü’nde sizlere muhtaç olduğumuz güçün damarlarmızda akmakta olan asil kanda olduğunu hatırlatır, Türk Cumhuriyeti’ni ve bağımsızlığını koruyabilmenin ve savunabilmenin en büyük vazife olduğunun altını bir kere daha çizerek, Cumhuriyet Bayramınızı tebrik ederim.

      

 

Mustafa Kemal’in Askeri

Yeniden 1919 Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Süleyman Nazif Gedikoğlu

 

 





Yeniden 1919 Derneği Hakkında

Yeniden 1919’un temel amacı; Atatürk ilkelerine, ulusal değerlere ve demokratik cumhuriyete bağlı herkesi, siyasi görüş, köken, inanış, sosyal ve ekonomik durum ayrımı yapmaksızın bir çatı altında toplamak birlikte hareket etmelerini sağlamaktır.

devamı >>>

 

Bize Destek Olun
İş Bankası YTL Hesabı
Altıyol Şubesi
Şube Kodu: 1077
Hesap No: 0454782