“İSTİKLAL, İSTİKBAL, HÜRRİYET HERŞEY ADALETLE KAİMDİR.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir.
14 Mart 2008 Cuma günü Sayın Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya beyefendinin kamu adına açmış olduğu ve konusunun “Adalet ve Kalkınma Partisinin laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği anlaşıldığından, Anayasanın 68/4, 69/6, Siyasi Partiler Kanunun 101/1-b ve 103/2’nci maddeleri uyarınca temelli kapatılmasına karar verilmesi istemi” olan dava Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihine geçmiştir.
Bu davadaki gelişmeler, hiç şüphesizdir ki artık devletin en güvenilir kurumunun gözlemleri ile gelişecektir. Dava sonucu açıklanacak her türlü karara, şahsi düşüncemize uysun ya da uymasın; sonsuz hürmet etmek mecburiyetinde olunduğumuzun altı elbetteki dikkatli bir şekilde çizilmelidir.
Söz konusu davanın, hukuka intikalinden sonra, davalı Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan Beyefendi Siirt’te belki duygusal, belki de bilinçli ve stratejik olarak çok sert bir konuşma yapmıştır.
Konuşmasında “Sevgili gençler, demokrasi mücadelesini verenlerin, kol kırmakla, el kırmakla, ayak kırmakla işi yok. Demokrasi mücadelesini verenler en büyük dersi sandıkta alırlar, sandıkta. Bu ülkede kimse 16 milyon 500 bin seçmenin demokratik laik sosyal bir hukuk devletine sahip olduğuna inanarak oy verdiği Ak Parti’sini laikliğin odağı haline getiremez, laikliğe karşı olmanın odağı haline getiremez. Ve şunu iyi bilmemiz lazım dünkü olay Ak Parti’ye yönelik atılmış bir adım değildir. Dünkü olay milli iradeye yönelik atılmış bir adımdır, milli iradeye. Bizim ülkemizde herkes eğer başarıya gidecekse demokrasi içinde gidecek. Eğer başarılı olamayacaksak milli irade onu yine sandıkta tecziye ederek oradan geri alacak.” kelimelerini kullanan Erdoğan, görüldüğü üzere partisinin adında “adalet” kavramı geçmesine rağmen, adalet kavramının en yüksek mahkemelerinden birinin kamu adına açmış olduğu davanın, milli iradeye yönelik olduğunun vurgusunu yapmasını, kurucusu olduğu , başkanlığını yaptığı partiye ve oturduğu Başbakanlık koltuğunun kudretine yakışmadığını belirterek bu konuşmasını eshefle kınıyoruz.
Bir önceki hükümet döneminde TBMM başkanlığı ünvanına sahip olan Bülent Arınç Beyefendi’nin “Davada adım geçmezse kendimden süphe ederdim.” gibi meydan okuyan, adeta kabadayı edasıyla verdiği demecin; şahsına, sahip olduğu ünvana katiyen yakışmamıştır.
Adalet Bakanlığı görevini halen fiili olarak yürütmekte olan Mehmet Ali Şahin Beyefendi’nin “Hiç ciddiye almıyoruz” demecinin de, bir Adalet Bakanı’na yakışmayacağı aşikardır.
Aynı partiye mensup çeşitli bakan ve milletvekillerinin de yine ünvanlarına yakışmayacak demeçleri ortadadır.
Toplum önünde bulunan, üstelikte liderlik vasıflarıyla, ünvanlarıyla saygı gören kişilerin örnek olmalarının şiddetle gereklilik gösterdiği konularda, şahsi düşüncelerini, bulundukları konumu unutarak, duygusal bir şekilde dile getirmeleri, toplum için ne büyük tehlikeler doğurabileceğini hesaba katmaksızın konuşmaları, sahışlarına ve ünvanlarına yakışmadığının altını birkez daha çizerek konuşmalarından dolayı kendilerini eshefle kınıyoruz.
Yüce Türk mahkemelerinin bağımsızlığına olan inancımızı yinelemek ve mahkemelerin verdiği kararların kayıtsız şartsız hürmet görmesi gerektiği bilincinin demokrasilerin vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirtmekte fayda görüyoruz.
Saygılarımızla,
Yeniden 1919 Derneği Yönetim Kurulu