17 Şubat 2008 Pazar günü, Avrupa coğrafyasında yeni bir devlet ilan edilmiştir. NATO denetimi altında Sırbistan Cumhuriyeti’ne bağlı “Kosova Özerk Bölgesi” başbakanı “Haşim Thaçi”‘nin parlamentoya hitabıyla, bağımsız bir Kosova’nın varlığı resmen duyurulmuştur. Bilindiği üzere, devrik Sırp lider Slobadan Miloseviç’in uygulamış olduğu; pan-slavist politikalar ve Sırp Silahlı Kuvvetleri’nin bölgede yaşayan başta Müslüman toplumlara karşı gerçekleştirdikleri soykırım hareketleri, gözlerini dış dünyaya tamamiyle kapatmış, kendi iç sorunlarıyla boğuşan Rusya Federasyonu’nu alakadar etmemiş, batılı devletlerin öncülüğünde NATO şemsiyesi altında; 1999 senesinde gerçekleştirilen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de büyük katkıda bulunduğu askeri hava müdahalesiyle Kosova’nın bugünki statüsüne ivme kazandırılmıştır.
Özellikle, Sırbistan ülkesinin bilinen olaylardan ders çıkarması neticesinde, halkınında büyük çoğunluğunun isteği göz önüne alınarak, Amerika Birleşik Devletleri’ne yakın politikalar izlemesi bağlamında; Kosova’nın Sırbistan Cumhuriyetine bağlı NATO güvenliği çerçevesinde özerk/otonom bir bölge olarak mevcudiyetini sürdürmesi kararı alınmıştır. Fakat, 21 Mayıs 2006 tarihinde; Karadağ Özerk Bölgesi halkının seçmenlerinin %55.5 ‘lik çoğunluğu halk oylaması neticesinde bağımsızlığını kazanması; Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin parçalanmasıyla senelerce, Sırp zulmü altında ezilmiş, soykırıma uğramış Kosova insanının bağımsızlık isteğine karşı durmak, deveye hendek atlatmaya benzemektedir.
Belgrad yönetiminin özellikle Moskova’nın desteğini arkasına alarak, Avrupa Birliğine üye olan Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Romanya, İspanya gibi ülkelerin tutumları neticesinde geçtiğimiz hafta içerisinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu konu hakkında acil toplanmasını talep etmiştir. Sırp Yönetimi’nin kendisinden bağımsız bir varlığa nasıl baktığı aşikardır. Öte yandan Rusya Federasyonu’nun bu bağlamda 14 Şubat günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni bir sonuca varabilmek için acil toplantıya çağırması, veto hakkını elinde bulunduran bu ülke için kendisine kuvvetli bir koz haline getirme anlayışından ibarettir. Rusya Federasyonu’nun amacı Sırbistan’a bağlı Kosova Özerk yapısının sürmesidir. Çünkü, çeşitli çekinceleri vardır. Şöyle ki ; Rusya Federasyonu bir bağımsızlık neticesinde kendi iç otonom bölgelerine emsal teşkil edeceğinden endişe duymaktadır. Aynı zamanda, bağımsız gözüken fakat NATO şemsiyesi zırhına bürünerek tamamen bir Amerika Birleşik Devletleri kuklası olacak bu yeni hükümran ülkenin kendi coğrafi ilgi alanında görmek istememektedir. Bu bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri, Balkanları ve bu coğrafyanın uzantılarını Kosovalı Arnavutları kullanarak denetim altında tutmak istemektedir. Görsel basında çıkan haber niteliği taşıyan Kosova görüntülerinde, ellerinde Amerikan bayrakları taşıyan ve kutlamalarda bulunan halk kitleleri bunun en somut örneğidir.
İlerisi için bir sorun teşkil edeceği açıkçadır. Öyle ki, bu bağımsızlık olayı , siyasi olarak, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Avrupa Birliği üçlüsü arasında askeri olarak da NATO bağlamında pimi çekilmiş bir bombayı andırmaktadır. Yani sancılı bir ortam için zemin elverişlidir.
Bilindiği üzere Amerika Birleşik Devletleri, yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü Kosova’nın bağımsızlığının en etkili yandaşıdır. Aynı zamanda, Sırbistan Cumhuriyeti Başbakanı ve Sırbistan Demokratik Partisi (DSS) Genel Başkanı; Vajislav Kostunika’nın bağımsızlığın ilanından sonra ki; Amerika Birleşik Devletleri’nin, uluslararası hukuka uygun olmayan gerçek dışı bir devletin oluşmasına yardım ettiğine dair açıklamaları bölgede tansiyonun siyasi olarak ne derecede artacağının ciddi ve somut bir örneğidir. Şu unutulmamalıdır ki; Amerika Birleşik Devletleri bölgede haliyle kendi varlığı haricinde Rusya Federasyonu’nun ağırlığından ziyade Avrupa Birliğinin mevcut statükosunu korumasını desteklemektedir. Özellikle Moskova’nın Kosova sorunu neticesinde ki siyasi tavrı, Vaşington Yönetimi’nin tutumunda ciddi bir şekilde etkili olmuştur.*
Özellikle her ortaya çıkan konuda karar verme aşamasında büyük sorunlar yaşayan Avrupa Birliği’nin tavrı bu bağlamda oldukça etkileyici olacaktır. Bilindiği üzere; 21 Mayıs 2006 daki Karadağ’ın bağımsızlık sürecinde; Brüksel, self determinasyon(ulusların kendi kaderlerini tayin edebilme hakkı) ilkesine karşı, ortaya çıkan talebe pek alıcı gözle bakmamıştır .* Kararsız kalmıştır. Öte yandan birliğin önünde otuzbeş seneye yaklaşan bir Kıbrıs sorunu dururken Sırbistan konusuna ve otonom bölgelerin bağımsızlık isteklerini destekleyen bir Brüksel’in kendi içinde tamamiyle içtihatlarıyla çatışması demektir. Aynı zamanda kendi coğrafi ilgi alanı içerisinde kalan bu bölgede, Avrupa Birliği ileride büyüyecek bir sorun istememektedir. Avrupa Birliği üye ülkelerinin bazılarının tutumları neticesinde iki arada bir derede kalmıştır.
Bilindiği üzere; Kıbrıs Sorununa emsal teşkil ettiği için Kıbırs Rum Yönetimi Kosova’nın bağımsızlığına en sert muhalifliği gerçekleştiren tarafların başını çekmektedir. Kendisini Enosis ideaları ile Kıbrıs Davasını korumakla mükellef sayan Yunanista’nın hangi istikamette olduğu aşikardır. Özellikle Bask bölgesi ile sorunları olan İspanya Devleti bu bağımsızlık olayı yüzünden bir takım çekincelerini sunmuştur. Malum bölgeye hakim olan Romanya gibi yeni üye ülkelerin karşıt tutum sergilemesi tamamiyle psikolojiktir. Çükü Avrupa Birliği çatısı altında ekonomisini güçlendirmek isteyen Romanya, bölgesinde büyüyecek bir sorun istmemektedir. Aynı zamanda bölgeye yakın yerleşim yerlerinde bu ülke çeşitli etnik unsurlara sahiptir. Sırbistan Cumhuriyeti yaşanan gelişmeleri uluslararası hukuka aykırı olduğunun altını çizmektedir. Bu bağlamda B.M Güvenlik konseyinin 1244 numaralı kararını göz önünde tutmak istemektedir. Sırbistan Cumhuriyetinin Kosova’nın bağımsızlığının iptali yönünde Uluslararası Adalet Divanı’na başvuru olasılığını geçmişte uygulamış oldukları vahşi politikalar gölgelemektedir. Ortada kedi fare oyunu oynanmaktadır.
Bağımsız Kosova Devleti Başbakanı Haşim Thaçi’nin bağımsızlık günü etnik unsurlara ve azınlıklara karşı yumuşatıcı konuşması bölge için pekte etkili olmayacak gibi gözükmektedir. Demografik yapının Kosova üzerinde dağılımına baktığımızda nüfusunun %92 si Arnavutlar’dan, %5,3′ü Sırplardan, geriye kalan %2,7 lik kısımın Türkler ve diğer unsurlardan oluştuğunu görmekteyiz. %5,3′lük nüfus dağılımıyla Sırbistan Cumhuriyeti’ne komşu kentlerde; Leposaviç, Zvecan, Zubin Patok, Mitroviça, çoğunluk olarak yaşayan Sırplar ileride bir takım taleplerde bulunacaktır. Özellikle Mitroviça şehrinde 200 bin nüfus sınırına dayanmış Sırplar’ın bölgede bağımsız Kosova Devleti’nden ayrı bir yapılanmaya gitmek için faaliyetlerde bulunması kaçınılmaz olacaktır.
Biz Türk Devleti açısından kısaca bakıldığında, bu gelişmeleri uluslararası platformda çok iyi tahlil etmeli, Balkanlarda hakimiyetimizi pekiştirerek ve güçlendirerek, yerden göğe kadar haklı olduğumuz Kıbrıs davasında bu emsali yerinde, gerektirdiği şartlar dahilinde kullanarak göz bebeğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin tanınması için gerekli çalışmakara daha bir istekle başvurmalıyız.
Mustafa Kemal’in Askeri
Yeniden 1919 Derneği Y.K. Üyesi
Süleyman Nazif Gedikoğlu
*Büyük Finalde Kosova ; Erhan Türbedar. www.asam.org.tr